<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566</id><updated>2012-02-12T10:27:31.548-08:00</updated><title type='text'>Mustafa Öztürk</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>17</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-2862676879712372843</id><published>2011-03-23T02:18:00.000-07:00</published><updated>2011-03-23T02:23:25.257-07:00</updated><title type='text'>Artin Agopyan Kimdir ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-XTqW6yDmVCM/TYm7ymGfyaI/AAAAAAAAA70/gOeP-5Te1No/s1600/agop.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" r6="true" src="https://lh3.googleusercontent.com/-XTqW6yDmVCM/TYm7ymGfyaI/AAAAAAAAA70/gOeP-5Te1No/s1600/agop.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;O Amerika 30.000 kişinin ölümünden sorumlu bir isyancı Ermeni’nin "beraat" edip etmeyeceğini soruyor!..Ama tarih unutmuyor. Bir başka listeden. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Efendim, bildiğiniz gibi, biz "dönme" kelimesini sadece Sabatay Sevi'nin takipçisi Müslüman görüntülü Yahudiler için kullanmıyoruz... Rum, Ermeni, Levanten olup ta, Hıristiyanlığını ve aslını gizleyip, Müslüman görünüp öz-be-öz Türk adları taşıyarak, bizleri kandıranları da kastediyoruz. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bunlardan bir tanesi de Apo adıyla bilinen PKK terör örgütünün lideri Artin Agopyan'dır. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Apo'nun aslında Ermeni olduğu eskiden beri biliniyor, dile getiriliyordu. ama nedense boyalı basın ve şıkıdım medya bu herifi Abdullah Öcalan diye tanıtmayı sürdürdü. Öcalan soyadı üzerinde bile durulmadı... Kimlerden ve neden öç alıyordu?.. İsterseniz oradan başlayalım... &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;1880'lerden itibaren Türkiye'deki Ermenileri Batılı ülkeler (başta A.B.D) ve Rusya yoğun bir şekilde kışkırtmışlardır... Batılı ülkeler (bilhassa İngiltere) bu arada Kürtlere de el atmış, onları ilerde kullanabileceği yedek bir güç haline getirme çabasına girmişti. 1. Cihan Savaşı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’nin ne kadar tedbirli olduğunu ortaya koydu. Ermeniler Rusların kozu haline geldi. Doğu Anadolu'yu işgal eden Ruslar Kars ve Erzurum'a kadar Ermeni birlikleri ile girdiler. İngiltere de Kürtler üzerindeki faaliyetini yoğunlaştırdı. Ruslar 1917'de savaştan çekilince, Ermeni kozu tekrar Batılıların eline geçti... Amerikalılar meşhur Wilson prensipleri ile Doğu'da bir Ermeni devleti, Güneydoğu'da da bir Kürt devleti yaratıp kendi sömürgeleri haline getirmeye çalışırken, Fransızlar da Güney Anadolu'ya Fransız üniforması giydirdikleri Ermeniler ile girdiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Wilson denen mason herif, gerçekten namussuzun tekidir!.. "Milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkı"ndan söz ile, nüfus yoğunluğunu bahane ederek Osmanlı topraklarında Ermeni, Kürt, Rum devletler kurmayı teklif ederken, Türklerin nüfus yoğunluğuna sahip olduğu Rus ve Avrupa topraklarında onların bağımsız olmasını ağzına bile almamıştır!.. Bu şerefsizin Türkiye'de sözünü ettiği bölgelerde ne Rumlar, ne Ermeniler, ne de Kürtler çoğunluğu teşkil &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ediyordu!... Halbuki Batı Trakya, Bulgaristan, Kıbrıs, Musul-Kerkük, Azerbaycan, hatta o dönemde Ermenistan hep Türk diyarı idi ve Türkler çoğunlukta idi!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Batılılar böyle çifte standartlı, böyle içten pazarlıklı, böyle nalıncı keseri gibi kendine yontan soysuz bir topluluktur!.. Onların "Allah bir!" dediğine bile inanmamak gerekir!.. Aslında biz Artin Agopyan'ın soyadının neden Öcalan olduğunu açıklayacaktık. Oraya gelelim... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu şekilde Batılı devletler tarafından kışkırtılmış olan Ermeniler, 1. Cihan Savaşı sırasında tebaası oldukları Osmanlı Devleti'ne ihanet edip Ruslara yardım etmeye başlayınca, dönemin sadrazamı Talat Paşa tarafından tehcire, yani göçe tâbi tutuldular... Savaşın cereyan ettiği bölgelerden alınıp savaşın olmadığı Osmanlı topraklarına gönderildiler ki, düşmanla işbirliği etmesinler!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tehcir hiç bir zaman Ermenilerin tümünü kapsamamıştır. İstanbul Ermenileri, Orta Anadolu'da yaşayanlar tehcire tâbi tutulmamıştır. Sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dakiler göç ettirilmiştir. Ermeniler göç ettirilirken de, götürebilecekleri bütün eşyaları almalarına izin verildiği, aile fertlerinin bir arada tutulmasına itina edildiği gibi, gittikleri yerde yerleşmelerine de nezaret edilmiş, yolda her türlü güvenliklerinin sağlanması için yanlarına ordu birlikleri katılmıştır. Ancak bu göç sırasında hiç hesaba katılmayan bir durum hâsıl olmuştur... Batılıların kışkırttığı ve birbiriyle çakışan topraklar vaat ettiği Kürtler, bilhassa savaş dolayısıyla sayısı artan Kürt eşkıya, yanlarında değerli eşya taşıyan Ermeni kafilelerine yol boyunca saldırdılar, onları soyup direnenleri öldürdüler. Kafileleri korumakla görevli birlikler sayıca az olduğu için, her zaman bu soygun ve katliamı önleyemedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine pek az bilinen ikinci bir husus ta, bu saldırılar sonunda yetim kalan çocuklar ile dul kalan bazı kadınları yol boyunca geçtiği yerlerde onlara acıyan ailelerin yanlarına alması, hatta evlenmesidir... Bazı Ermeni aileler de, şefkat gördükleri bölgelere kaçak olarak sığınmış, ad değiştirerek Türk görünümüyle oraya yerleşmiş, yerli halk arasına karışıp gitmişlerdir. İşte Apo diye bilinen Artin Agopyan, böyle bir aileden gelmedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, bu saldırılar Kürtler ve Ermeniler arasında büyük bir düşmanlık yaratmış, mütarekeden sonra Batılı devletlerin orduları ile birlikte dönen Ermeniler kendilerinden gasp edildiğini öne sürerek hem yerli halkın malına mülküne el koymuş, hem de fırsat bulduğu yerlerde öç almak amacıyla Kürtlere ve Türklere inanılmaz işkenceler, katliamlar uygulamıştır. Artin Agopyan'ın ailesi, işte bu yüzden tamamlayamadıkları katliama devam etmek için Öc-alan soyadını taşır!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basit bir kişi, başarısız bir üniversite öğrencisi iken, 1978 yıllarında Apo'nun üç kişiyle bir örgüt kurup, dışardan bu kadar destek görmesini aklınız alıyor mu?.. Bu dil bilmez, yol-yordam bilmez taşralının, Alman parlamento heyetleriyle görüşmesini, Yunan diplomatları ve istihbarat elemanları tarafından Kenya'ya kaçırılmasını nasıl izah edebilirsiniz ki?.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim mason / dönme basının Artin Agopyan'ı "Apo" diye yıllardır şişirdiği malûm... Ama Yalçın Küçük, Doğu Perinçek gibi yazarların, hattâ milletvekillerinin gidip ziyaret ettiği PKK kamplarını, terör stratejisini, iki dediği birbirini tutmayan bu durgun zekâlı herifin plânladığını mı sanıyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün olay, ASALA eliyle 1973'den beri yürütülen Hıristiyan Ermeni terörünün, artık dünya kamu oyunda tepki çekmeye başlaması, Batılı emperyalist devletlerin yeni bir kuklaya ihtiyaç duymasından kaynaklanmıştır... Bu öyle bir kukla olmalıydı ki, ne Hıristiyanlar, ne Batılılar göze batsın!.. Tam tersine, hem Türkiye meşgul edilsin, hem de Türklerle Kürtler birbirini kırsın!.. Üstelik Türkiye'nin Suriye, Irak, İran, Filistin, Libya gibi Müslüman devlet ve topluluklar ile arası bozulsun!.. Müslümanları öldüren, kendi insanına zulmeden bir duruma düşsün!.. İşte PKK lideri Apo diye bilinen, o camlı bölmenin arkasında zavallı bir tavırla oturan Artin Agopyan'ın hikâyesi!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu kim ortaya çıkardı biliyor musunuz?.. 31 mayıs 1999 günkü duruşmada söz alan bir şehit babası!.. Başbağlar katliamında oğlunu kaybeden Ahmet Beşkardeş, Artin Agopyan'a hitaben, kırmanç (Kürt) ağzı ile "ez kırmanç im" diye başlayıp "sen Kürt değilsin, Ermenisin!.. Eğer Kürt isen, ben şimdi seninle Kürtçe konuşuyorum, bana Kürtçe cevap ver!.." dedi!.. Ve tabii hiç bir cevap alamadı!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtleri bağımsızlığa kavuşturacağını iddia edip, Türk ten çok Kürt öldüren, sözde Kürt "gerilla" kamplarında Türkçe eğitim yaptıran Abdullah Öcalan takma adlı Artin Agopyan, gerçekten Ermeni idi, ve Kürtçe bilmiyordu!.. Böylece "Apo" diye bilinen katilin aslında Ermeni olduğu kendi yüzüne haykırıldı, ve kayıtlara geçti! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen eklemek isteriz ki, bizim Kürt diye bildiğimiz vatandaşlarımız, bu terör furyasınin ortaya çıkışına kadar kendilerine "Kürt" demezlerdi!.. Hâlâ da çoğu o kelimeyi kullanmaz... Kendini Kırmanç, Zaza, Dersimli, Tatar uşağı olarak adlandırır. Boy ve aşiret adlarını kullanır. Bu da Avşar, Karakeçili, Türkmen demekten farksızdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaa! işte böyle!.. Duruşmanın en önemli iki olayından biri bu tespit iken, bizim mason / dönme medyada gene alt sıralarda yer aldı... Bazı televizyonlar bu konuyu yansıtmak yerine, "size şimdi çok önemli bir olay göstereceğiz," diyerek Apo'nun "gözlük kullandığı" sahneleri yayınladılar!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş terörist ülke A.B.D.'nin ünlü televizyonu C.N.N. ne yaptı, biliyor musunuz?.. Ne bu Kırmanç Türk köylüsünün tespitini yayınladı, ne de Artin Agopyan'ın Batılı ülkeleri suçlayan ifadelerini!.. Kısaca "Apo yaşamasına izin verildiği takdirde ülkede barışı sağlayacağını söyledi," dedikten sonra, - "Şimdi Türkiye'ye sokulmayan Abdullah Öcalan'ın avukatına bağlanıyoruz," anonsunu yaptı!.. Allah Allah!.. Apo namlı Ermeni katilin zaten Ermeni mi, Kürt mü olduğu belli olmayan hain nitelikli 100 tane avukatı var!.. Bunlar sırayla arz-ı endam edip, kendilerine göre bir "şov" sergiledikten ve Türk devletini suçladıktan sonra, dâvâdan çekiliyorlar!.. Üstelik bizim mason / dönme medyada uzun uzun beyanat veriyorlar, istedikleri reklâmı yapıyorlar!.. "Kimmiş ki, bu yurda sokulmayan avukat?" demeye kalmadı, bir Hollandalı bayan ekranda göründü... Efendim, bu Hollandalı kadın Apo'nun avukatıymış!.. Çok istemiş, gelip dâvâyı üstlenmeyi ama, zalim Türk devleti kendisini yurda bile sokmamış!.. Savunması böylece kısıtlanan(!) katil Ermeni, eğer mahkûm edilirse, yanlış karar alınmış olacakmış!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördünüz mü, büyük müttefikimiz, sâdık dostumuz Amerika'nın kurduğu tezgâhı?.. Bunca muhabirine rağmen, Türk kanunlarına göre, sanıkları ancak Türk barolarına kayıtlı avukatların savunabileceğini bilmiyormuş gibi yapıp, Türk Devleti'ni suçluyor! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkasından C.N.N. spikeri, bir Türk gazeteciye (hadi o salağın adını vermeyelim de rezil olmasın), - "Apo'nun beraat etme ihtimali var mı?" diye sormaz mı?.. Aklınca beraat de bir ihtimal olarak zihinlere yerleştirmeye çalışıyor!.. Tabii A.B.D.'nin resmi devlet politikası icabı!.. Hiç unutulmasın ki, ne Amerika'da, ne İngiltere’de, ne de Almanya'da hiç bir özel basın-yayın organı devlet politikası dışında yayın yapamaz!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O Amerika ki, Teksas Eyaleti'nin (ki bu eyaletler federal devlete kendi rızaları ile katılmışlardır) bağımsızlığı için örgüt kuran 5 kişiden üçünü vurup öldürdü, ikisini de ömür boyu hapse mahkûm etti... Daha geçenlerde bilgisayarlara "melissa" virüsü bulaştırdı diye, eline silah almamış bir gence tam 40 yıl hüküm giydirdi!.. Kalkmış, 30.000 kişinin ölümünden sorumlu bir isyancı Ermeni’nin "beraat" edip etmeyeceğini soruyor!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mason dedik, fason dedik, "kusuruna bakılmaz," dedik, aldırmadık... Deliyle, *****la bir tuttuk... ama bu kadarı da artık fazla!.. Ermeni deyince aklımıza geldi, "buraya ekleyelim" dedik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytanın partisi, Nurcu ilimciler grubu Hizbullah'ın vahşetini sansasyonel, hattâ ajitasyon hâline getirerek halka yansıtan mason / dönme medya iki husus, üzerinde hiç mi hiç durmuyor!.. Bu iki husus üzerinde durmuyor da, olup biteni "İslâmî Terör" diye o yüce dinin üzerine yıkmaya kalkıyor!.. Yahu, İngiltere’de I.R.A. onca terör eylemi yaptı. hiç kimse kalkıp ta, bu "Katolik Terörü" dedi mi?.. Bırakın onu, "Milliyetçi Terör" dedi mi?.. Sırplar, onca Bosnalı, Kosovalı Müslümanı öldürdü... Hiç kimse kalkıp ta "Ortodoks Terörü, Ortodoks vahşeti" dedi mi?.. İslâm'ın lânetlediği tavırları uygulayanlara "Müslüman" demek bile câiz değilken, nereden çıktı bu "İslâmî terör"?... Neyse... Biz gelelim mason / dönme medyanın dile getirmediğine!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi hem ölenlerin hem de onları inanılmaz işkencelerle öldürenlerin Kürt olması!.. Üstelik hemen hepsinin "milliyet" anlayışını kınayıp, "ümmet" zihniyetiyle hareket ettiğini iddia eden "Nurcu"lardan olması!.. Öldürülenler Nurcuların "menzil " cemaatinden, öldürenler de "ilim" cemaatinden!.. ne biçim ilimse!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Hizbullah öyle bir tavır içinde ki kendinden başkasını Müslüman saymıyor!.. Kendinden, yâni kendi Müslüman tipinden olmayınca da kâfir sayıyor, "katli vâcip" diye canına kıyıyor!.. Üstelik bu davranışla sevaba girdiğine inanıyor!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak böyle sadece "kendine Müslüman" Hizbullah'ın malî kaynağını elinde tutan, idare eden kimmiş, biliyor musunuz?.. Sulhettin Ülük adında bir dönme!.. Bir Ermeni!.. Yaaa!.. İşte medyanın vurgulamadığı ikinci husus bu!.. Sen Nurcu ol, Hizbullahçı ol, Müslüman geçin, sonra bir gâvur Ermeni ile birlik olup diğer Müslümanları öldür!.. Kürtçülük tasla, başka Kürtleri öldür!.. Tıpkı P.K.K. lideri Artin Apo gibi!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne düşünüyorum, biliyor musunuz?.. bu Hizbullah elebaşlarının gelmişini geçmişini bir iyi kurcalamak gerek!.. Bakalım aralarından kaç tane Ermeni dönme çıkacak!.. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-2862676879712372843?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/2862676879712372843/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=2862676879712372843&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/2862676879712372843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/2862676879712372843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2011/03/artin-agopyan-kimdir.html' title='Artin Agopyan Kimdir ?'/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh3.googleusercontent.com/-XTqW6yDmVCM/TYm7ymGfyaI/AAAAAAAAA70/gOeP-5Te1No/s72-c/agop.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-8370152057012291564</id><published>2011-03-06T04:05:00.000-08:00</published><updated>2011-03-06T04:13:09.583-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: x-large;"&gt;&lt;b&gt;&lt;em&gt;BİZ TÜRKLERLE UĞRAŞMAYIN, HA MALTA HA SİLİVRİ, SONUNA BİR BAKIN… &lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-g64kWkzwOL0/TXN6CBeQJoI/AAAAAAAAA7Q/ulgvWTaHtG0/s1600/u%25C4%259Fra%25C5%259Fmak.png" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" l6="true" src="https://lh4.googleusercontent.com/-g64kWkzwOL0/TXN6CBeQJoI/AAAAAAAAA7Q/ulgvWTaHtG0/s200/u%25C4%259Fra%25C5%259Fmak.png" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;ERDAL SARIZEYBEK YAZDI..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;Medine Kahramanı Fahreddin Paşa &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;Biz Türkler hem Müslümanlığa, hem de Müslümanlığın kutsal sayılan topraklarına gönül vermiş, can ve kan pahasına korumuş asil bir milletiz. Biz, bir avuç askerle Medine’yi korurken, Peygamber sülalesinden geldiği söylenen Mekke Şerifi Hüseyin bizi sırtımızdan vurmuştur, ama hala sesimiz çıkmaz bizim. Bizim Araplardan, bu Peygamber sülalesinden geldiklerini söyleyenlerden korkumuz yoktur, ama biz şundan korkarız; Yüce Peygamberimizin, bu Arapların yapmış olduğu ihanetleri duyduğu zaman incinmesinden korkarız, bu nedenle sesimiz çıkmaz bizim.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Bu Mekke Şerifi Hüseyin’in ihanetlerine yakından tanık olanlardan bir önemli şahsiyet de Falih Fıfkı Atay’dır. Bakınız önce İstanbul için ne diyor, bu sözü alıp günümüze taşıyınız;&lt;br /&gt;“Vatan kaybı İstanbul’da çabuk unutulur1…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı’dan çocuklarımızın öğreneceği çok şey var; nerede yanlış yaptık ve neden kaybettik, bunu bilmeleri gerek. Bu amaçla da önce Falih Rıfkı’dan, Çankaya’dan, Zeytindağı’ndan başlamaları gerek;&lt;br /&gt;“… Zeytindağı’nın tepesindeyim. Lut denizine ve Gerek dağlarına bakıyorum. Daha ötede, Kızıl denizin sol kıyısı, Hicaz ve Yemen var. Başımı çevirdiğim zaman Kamame’nin kubbesi gözüme çarpıyor. Burası Filistin’dir. Daha aşağıda Lübnan var, Suriye var, bir yandan Suveyş kanalına, öbür yandan Basra körfezine kadar çöller, şehirler ve hepsinin üstünde bayrağımız! Ben bu büyük imparatorluğun çocuğuyum. Çıplak İsa, Nasıra’da marangoz çırağı idi. Zeytindağı’nın üstünden geçtiği zaman, altında, kendi malı bir eşeği vardı. Biz Kudüs’te kirada oturuyoruz. Halep’ten bu tarafa geçmeyen tek şey, yalnız Türk kağıdı değil, ne Türkçe ne de Türk geçiyor. Floransa ne kadar bizden değilse, Kudüs de o kadar bizim değildi. Sokaklarda turistler gibi dolaşıyoruz… Halep’in esas familyalarının asılları Türklerdi. Osmanlı imparatorluğunda itibar, azınlığın imtiyazı olduğu için ve Türk unsuru imtiyazsız olduğu için herhangi bir Müslüman azınlığın çocuğu olmak, Türk olmaktan daha faydalı idi. Suriye, Filistin ve Hicaz’da, “Türk müsünüz” sorusunun birçok defalar cevabı “estağfurullah” idi2…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlıyorum da, Nazlı Ilıcak ile Başbakan Erdoğan bir televizyon programında söyleşiyor. Ilıcak soruyor, Erdoğan cevap veriyor. Mesele, nihayetinde, Falih Rıfkı’nın anlatmak istediği “Türk olmak” konusuna geldi. Başbakan Erdoğan’ın cevabı aynen şu olmuştur, bu konuşmaya gazeteci, yazar Emin Çölaşan tanıktır, köşesinde yazmıştır;&lt;br /&gt;“Türk olmaktan gocunmuyorsanız kendinize Türk diyebilirsiniz…” &lt;br /&gt;Ya Medine? Sırtımızdan vurulduğumuz Medine? Bakın Falih Rıfkı’ya, ne hatırlatıyor bize;&lt;br /&gt;“…Ne Medinesi? Bir gün aşağı geçecek bir kıtayı selamlamaya inmiştik. Tren varken, Adana’dan beri yayan yürümekte idiler. Üç bin kadar zayıf, soluk ve üstü başı yıpranmış Türk çocuğu, yorgun argın önümüzden geçtiler. Biliyor musunuz, nereye gidiyorlardı, ADEN’e! … İmparatorlukların sanatı sömürge ve milliyet işlemektedir. Osmanlı İmparatorluğu, Trakya’dan Erzurum’a doğru, koca gövdesini yan yatırmış, memelerini sömürge ve milliyetlerin ağzına teslim etmiş, artık sütü kanı ile karışık emilen bir sağmal idi3… Halep’ten Aden’ kadar süren o koca memlekette bir Arap meselesi vardı zannetmeyiniz. Arap meselesi denen şey Türk düşmanlığı idi… Filistin için tehcir(göç ettirme), Suriye için tedhiş( zor kullanma) ve Hicaz için ordu kullandık. Yafa kıyılarında Balfur’un beyannamesini bekleşen hesaplı Yahudiler, bu uğurda kafa değil, bir portakal bile feda etmediler. Hicaz ayaklandı, Suriye ise sustu4…” &lt;br /&gt;Akabe düşer. İngiliz güçleri karşısında dayanamayan Osmanlı Sina’dan çekilir. Medine, isyancı Araplar tarafında kuşatılır. Filistin’de ise, Osmanlı Ordularının İngilizlere karşı direnişi sürmektedir. İngilizlerin Sina’dan sonraki hedefi, Filistin içlerine doğru ilerleyerek Mezopotamya ve Arap Yarımadası’ndaki Osmanlı güçlerinin arasındaki bağlantıyı kesmektir. Bunun için ilk adım Gazze’nin ele geçirilmesidir. 26 Mart 1917’de, tüm güçleriyle ilerleyen düşman birlikleri, Gazze’deki Türk kuvvetlerine taarruza geçer ama başarılı olamaz ve geri çekilirler. 27 Mart 1917 günü, 300 ncü Paşa Tayyare Bölüğüne ait keşif yapan bir uçak Gazze’nin güneyinde topçu ateşi gördüğünü, şehrin Türk birlikleri tarafından savunulduğu ve düşmanın Gazze vadisi üzerinden geriye doğru çekilmekte olduğunu tespit ederek topladığı bilgileri komutanlığa ulaştırmış ve böylece, düşmanın çekildiği doğrulanmıştır5. &lt;br /&gt;Gazze’de Osmanlı Askeri &lt;br /&gt;Birinci Gazze muharebesinde yenilgiye uğrayan İngiliz kuvvetleri yeniden taarruza geçmek için gerekli hazırlıkları yapar ve bu amaçla takviye kuvvet yığar. Böyle bir taarruzun yapılacağını bekleyen Türk kuvvetleri 3 ncü Piyade Tümeniyle Gazze’de, 16 ncı Tümeni ve 3 ncü Süvari Tümeni ile Tellüşeria’da, 53 ncü Piyade Tümeni Tellüşyeria ile Gazze arasındaki sahada savunma tertibinde olup İngilizleri beklemektedir. İngilizler, 19 Nisan 1917′de, taarruza geçer. Bu taarruz, İngiliz harp gemilerinden açılan topçu ateşi ile desteklenir. Kanlı ve çetin muharebelerden sonra yaklaşık olarak yedi bin kişi kayıp veren İngilizler, yeniden geri çekilmek zorunda kalır. &lt;br /&gt;Bu muharebeler devam ederken, Türk uçakları devamlı olarak keşif ve bombardıman yaparak düşmanın harekâtını adım adım takip eder ve elde ettikleri bilgileri komutanlığa vermek suretiyle, önemli istihbarat ve keşif görevleri yapar. &lt;br /&gt;İngilizler yüksek komuta kademesinde değişiklik yaparak General Allanbi‘yi komutanlığa getirir. Gazze’de uğradıkları yenilginin acısını çıkarmak için, Filistin cephesinde büyük kuvvetler toplamaya başlar. 27 Ekim 1917‘de, ellerindeki bütün uçak ve uçaksavarları kullanmak suretiyle cephe üzerinde bir hava savunma perdesi kurar. 31 Ekim 1917 sabahı gün doğumuyla beraber, bütün cephede taarruza geçer. Önce Birüssebi kuzey doğusundaki Tellülsebi düşer. Ardından, Birüssebi düşman eline geçer. 6/7 Kasım gecesi Gazze boşaltılır ve burası da İngilizlerin elindedir artık. Türk birliklerinin geri çekilmesi üzerine İngilizler Yafa’ya girer. 9 Aralık 1917′de, Kudüs düşer. &lt;br /&gt;7 nci Ordu kuvvetleri ve Alman Asya kolunun yardımı ile Yıldırım Ordular Grubu Yafa’nın kuzeyinde İngiliz ileri harekâtını durdurur ve İngilizlere ağır kayıp verdirir ancak bu savaşın sonucunu değiştirmez. Osmanlı yenilmiştir ve geri çekilmektedir. Rayak’da toplanan Türk uçakları, ordunun geri çekilmesini desteklemek için bir süre daha görev yaptıktan sonra Humus, Hama, Halep ve Müslimeye’ye çekilmek zorunda kalır. Bu çekilmeler sırasında malzeme noksanlığı ve özellikle iniş alanlarının kötü durumda olması ve İngiliz hava akınları yüzünden uçakların birçoğu kırılır ve tahrip edilir. Böylece elde uçak kalmaz, uçaksız kalan bölüklerin hava personeli çok zor şartlar altında Halep ve Konya’ya gelir. 30 Ekim 1918′de Mondros Mütarekesi yapıldığı zaman Türk birlikleri Antakya güneyi-Reyhanlı-Halep kuzeyi ve Cerablus güneyi hattında çekilmiştir… &lt;br /&gt;Osmanlı Sina’da ve Filistin’de yenilmiştir ama Medine müdafaası, Fahreddin Paşa ve bir avuç askerle kahramanca sürdürülmektedir. Muhasara altındaki Medine’de artık tek korku vardır, açlık! İkmal yolları kesilmiş, yardım gelememektedir. Allah’ın yüce takdiri bu ya, tam o dönemde Medine’de bir çekirge istilası olur ve Fahreddin Paşa, aç olan askerlerini doyurabilmek için çekirge yemelerini söyler hatta emirname bile yayımlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Fahreddin Paşa’nın açlığa karşı aldığı tedbir;&lt;br /&gt;“Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Yalnız tüysüzdür. Fakat serçe gibi kanatlıdır ve uçar ve yeşilliklerle beslenir. …Hicaz, Yemen, Asir Araplarının başlıca gıdası çekirgedir. Çekirgeyi, çöllerin en çilekeş hayvanı olan develerle hecinler de pek sever ve büyük bir iştahla yerler. Bütün bu havalide öteden beri inanıldığına göre, dizlerinin bağı çözülenlere, zayıflara, bünyevi hastalıklara pek tesirlidir. Hele romatizma için iksir gibidir. …Deniz kıyısı olan yerlerde pek makbul olan ıstakoz ve karides gibi şeylerle hiçbir farkı yoktur. İmam-ı Malik, yenmesine cevaz verilen çekirgenin, başının kopartılmasını veyahut ateş üzerinde kavrulmasını şart kılmış ise de, Hanefi ulemasının, çekirgenin ölüsünü bile helal ettikleri kitaplarda yazılıdır…” &lt;br /&gt;Hele ki Fahredin Paşa’nın çekirgenin pişirme usullerini anlatması, inanın göz yaşartıcıdır;&lt;br /&gt;“Çekirge dört türlü yenebilir: Toplanan çekirgeler, çiroz gibi güneşe serilir, iki üç gün kurutulur, ayakları ve başı koparılır, kalan gövde kısmı bir parça yağ ile kavrulur ve kavurma gibi yenir. Sıcak su ile haşlanır, başı ve ayakları temizlenir, hemen pişmek üzere bulunan pirinç ya da bulgur pilavına karıştırılıp yenir. Haşlanmış çekirgeler tabağa dizilerek konur ve üzerine zeytinyağı ile limon gezdirilir. Çekirgenin kavrulan kısmı, havan içinde toz haline getirilir ve et tozu konservesi şeklinde kutularda muhafaza edilir. Araplara göre en makbul tarzı budur. Çünkü elde daima ihtiyat durur. Ve gerektiğinde, nerede olursa olsun, açlığı gidermeye yarar. Hele harp zamanlarında, hemen el altında bulunan bir gıdadır…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı dört yılda beş cephede savaştı ve yenildi. Yenilgisi sadece düşman yüzünden olmadı, çünkü içeriden de ihanete uğradı. &lt;br /&gt;Tepedelenli Ali Paşa isyan etmiş olmasaydı, belki de Balkanlar elimizden bu kadar kolay çıkmayacaktı. &lt;br /&gt;Kavalalı Ali Paşa isyan etmiş olmasaydı, Ruslardan yardım istemek zorunda kalmayacaktık. &lt;br /&gt;Bedirhan Bey, Şeyh Ubeydullah isyanları olmasaydı, Osmanlı hem Ruslara hem de İngilizlere karşı güç kaybetmiş olmayacaktı. &lt;br /&gt;Birinci dünya harbinde Hıristiyan Nesturiler isyan etmiş olmasaydı, Kafkaslarda tutanabilecektik. &lt;br /&gt;Mekke Şerif’i Hüseyin İngilizlerle işbirliği yapıp Osmanlı’ya karşı isyana kalkışmasaydı, Sina ve Filistin’de İngilizlerle kolayca boy ölçüşebilecektik. &lt;br /&gt;Seyit Abdulkadir Koçgiri isyanını tertiplemiş olmasaydı, ardından Barzan aşireti ile Hıristiyan Nesturiler, İngilizlerle işbirliği yapıp isyana kalkışmasaydı, Özdemir Bey’in Revandiz harekâtı güç kazanacak, Musul bu kadar kolayca elimizden gitmiş olmayacaktı. &lt;br /&gt;Bunlar saymakla bitmez, hep içeriden vurulduk, hep içeriden… &lt;br /&gt;Savaş bitmesine rağmen Fahreddin Paşa Medine’yi düşmana teslim etmedi. Osmanlı’nın yenilmesine rağmen bu kutsal şehri düşmana teslim etmedi. Açlık ve yoklukla ve bir de Arap ihanetiyle uğraşarak Medine’yi hep müdafaa etti. 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes anlaşması imza edildi ama Fahreddin Paşa yine Medine müdafaasından vaz geçmedi. Medine müdafaasının bırakılıp, Mondros ateşkesi gereği, Osmanlı ordusunun teslim olması ve Mısır’a gönderilmesine ilişkin kararlar alındığında dahi, Bakın Fahreddin Paşa’nın halka dağıttığı şu bildiriye;&lt;br /&gt;“Türk, Arap, Kürt, Çerkez, Laz, Arnavut, Boşnak, ey ümmeti Muhammed! Mademki bir cariye gibi Mısır’a esir gidecekmişiz, ya beş senedir niçin kan içinde yüzdük? Niçin ocaklarımızı söndürdük? Niçin bunca aziz kardeşlerimizi kurban ettik? …Hamdolsun, süngümüz hala elimizdedir. Dişimizden, tırnağımızdan, aç kalıp bugünlere sakladığımız erzak ise aylarca idaremize kâfidir. Biz Mısır’a, esir kampına değil, anavatanımıza gidebiliriz. Asi Şerifler tarafından yağmaya çağrılan ve ellerine bir aslan pöstekisi geçeceğini ümit eden keçi çobanları, etrafımızda boşuna bekliyorlar. Biraz daha tevekkül ve gayret edelim. Sulha kadar düşmanın takazası altında, Mısır’da sürünmekten, orada tahkimatta, yol inşaatında çeşitli angaryalar altında ölmektense, şimdiye kadar bizi aç bırakmayan Allah’ın inayetine sığınarak, burada Peygamberimize misafir olmak elbette hayırlıdır, aziz dindaşlar!” &lt;br /&gt;Şimdi lütfen kendinizi bizim yerimizi, bir an için de olsa, koyunuz. &lt;br /&gt;Gençliğiniz dağlarda geçmiş, PKK terörüyle mücadele ile. &lt;br /&gt;Yanınızda görev yapmış binlerce vatan evladı, uzmanlar, astsubaylar, subaylar, köyleriniz, köylüleriniz, hep birlikte mücadele etmişsiniz teröre karşı. &lt;br /&gt;Sadece bunlar değil, polisi var, öğretmeni var, ebesi var, hemşiresi doktoru var, onların ailelileri var, yan yana getirseniz milyonlarca insan eder, acı çekmiş, zorluğa katlanmış, sıkıntı çekmiş. &lt;br /&gt;Bunlara yandığımız yok, yüreğimiz rahat bizim geçen yıllarımızdan, pişmanlığımız da yok, olamaz, olmayacaktır da. &lt;br /&gt;Binlerce ‘Şehit’ verdik, vatan sağ olsun dedik. &lt;br /&gt;Binlerce ‘Gazi’ verdik, ‘Türk Milleti’ sağ olsun dedik, acılarımızı yüreğimize gömdük biz, ağlamadık bile. &lt;br /&gt;Peki ya şimdi? &lt;br /&gt;Bakın şu ekranlara, teröristler olmuş ihbarcı gizli tanık, caniler olmuş akademisyen, katiller olmuş halk kahramanı, ekranlarda ‘Türk’ adı kalmamış, ‘Türk’üm’ diyenler horlanıyor, ‘Ne Mutlu Türk’üm’ diyenler yalnızlaştırılıyor, ülkeyi yönetenler millet diyor, milletim diyor ama bir türlü bu milletin adını söyleyemiyor, ‘Türk Milleti’ diyemiyor, dili varmıyor dili, biz yanmayalım da kimler yansın, nasıl dayansın yürek bunca acıya nasıl… &lt;br /&gt;Ama bu böyle gitmeyecek, buna lütfen inanınız, bu böyle gitmeyecek, bu hesap ise eğer, bu hesap sorulacak, şimdi sabır günü belki de ama inanınız, bu sabır asla ihanete varmayacak… &lt;br /&gt;Fahreddin Paşa, ne zamanki Halife Sultan Padişah, Medine’nin ve Fahreddin Paşa ile askerlerinin İngilizlere teslim olması için bir irade-i seniye çıkarır ve bunu Fahreddin Paşa’ya gönderir, işte o zaman Fahreddin Paşa, çaresiz kalıp razı olur ve Medine’yi bırakır. Bıraktığı tarih 7 Ocak 1919, yani ateşkesten tam iki ay bir hafta sonradır. Ayrılışı ise şöyledir;&lt;br /&gt;“Fahreddin Paşa’nın Medine’den ayrılıp teslim olmaya gitmesi için, yapılacak başka bir şey yoktu. …Makam odasındaki masasının başından kalktı. Dışarı çıktı… ‘Harem-i Şerif’e gidelim’, emrini verdi. Şehre ayak basıldığı anda olduğu gibi, ayrılırken de Harem-i Şerif’e varılmak, Hazret-i Peygamber’e veda ziyareti yapılmak her mümin için bir vazifedir. Fahreddin Paşa işte bu veda ziyaretine gidiyordu… Fakat bu yollarda, daima sağda ve solda saygı ile selamlayanlara, yüzüne başka bir asalet veren o pek tatlı gülümseyişiyle karşılık vererek geçen Paşa, şimdi kimseyi görmeden ve kimseye görünmeden geçmek istiyormuş gibi son derece dalgın ve mahzundu. Harem-i Şerif’te, öyle bir saat içinde yıllarca yaşlanmış hissini verecek derecede yorgun ve mecalsiz görünerek girip, ağır ağır Ravza-i Mutahhara’ya yaklaşan Fahreddin Paşa, tam Ravza’nın gümüş parmaklığının önüne gelince, bütün bütün kendinden geçer gibi bir halsizlik içinde, el bağlayıp duaya dalmıştı6…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fahreddin Paşa teslim olur. Mısır’a sürgüne gönderilir, oradan da Malta’ya… &lt;br /&gt;… Ocak 1919’da Medine kahramanı Fahrettin (Türkkan) Paşa, İngilizlerce teslim alınır ve Hicaz’dan Mısır’a sürülür. Paşa, Nil kıyısında bir kışlada sürgün yaşamı geçirir. Mısır halkı da İngiliz emperyalizmine karşı uyanmaya başlamıştır. İngilizlere karşı gösterililer için bahaneler arar. Medine kahramanı üniformasıyla sokakta görülünce, Mısırlılar ‘Yaşa Fahrettin Paşa’ diye gösteriler yapar. Gösterilerin artmaya yüz tutması üzerine, İngilizler Paşa’ya üniformasını çıkarmasını söyler. Paşa; ‘Ben Harbiye’den beri üniformamı çıkarmadım’ der ve direnir. Ondan sonra da bir daha Nil kışlasından dışarı çıkmaz. Fahrettin Paşa yedi ay kadar Mısır’da kalır. &lt;br /&gt;Devamını ünlü tarihçi Bilal Şimşir’den dinleyelim:&lt;br /&gt;“…5 Ağustos 1919’da, Fahrettin Paşa, yaveri Teğmen Şevket Ziya Bey ile üç askeri, bu kez Malta’ya sürülür. En fazla Malta’da sürgünde kalanlardan biri de Fahrettin Paşa ve ekibidir. İngilizlerce Ermeni soykırımından sorumlu tutulmaktadır. Medine’de savaşan bir komutanın ‘Ermenilik’ suçu ile lekelenmeleri, anlaşılır şey değildir. İngilizlerin cezalandırmak istedikleri her Türk’e, hazır kaftan gibi bu suçu yakıştırdıkları görülmektedir7…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan iki yıl geçer. Mustafa Kemal’in başlattığı Kurtuluş mücadelesi İngilizlere karşı güç kazanmaya başlayınca, Malta Sürgünleri serbest bırakılır.&lt;br /&gt;Bir süre sonra Fahreddin Paşa ile Feridun Kandemir, Anavatan’a ulaşmak için yola çıkar. Türk hududuna gelince, araçtan inerler. Önde giden Fahreddin Paşa, hudut kulesinde dalgalanan Türk Bayrağı’nı görür görmez, dimdik durup selama geçer. Uzunca bir selamlamadan sonra, ağır ağır Türk hududunu geçer, vatan toprağına ayak basar basmaz, eğilir, toprağa sarılır ve ağlamaya başlar... Burada sözü tekrar Sayın Kandemir’e verelim, çünkü bu anı anlatmak, ancak ona yaraşır;&lt;br /&gt;“…Paşa, selamlamaktan doyamıyormuş gibi uzunca bir duruştan sonra, ağır ağır sınır çizgisini geçip, vatan toprağına ayak basınca, uğrunda can verilen o mübarek toprağı gözyaşlarıyla ıslatarak, öpmekten kendini alamadı. Bu esnada, haberleri olduğu için, sınır kulesinden gelerek kendisini saygı ile karşılayan subaylarla Mehmetçiklerin de gözleri yaşarmıştı. Paşa, kapandığı topraktan, başını kaldırıp da bunları görünce: ‘Ah evlatlarım’ diye hemen doğrularak, karşısındaki ilk Mehmetçiği kucaklayıp, hıçkıra hıçkıra, bağrına bastıkça basıyordu8…”&lt;br /&gt;Malta’daki iki buçuk yıllık esaretten kurtulup anayurda dönen Medine Müdafii Fahreddin Türkkan Paşa, 27 Ekim 1921’de, Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından görevlendirilerek, Afganistan’a Kabil Sefiri olarak tayin edilir. Dört yıl bu görevde kalır. Ömer Fahreddin Paşa, 22 Kasım 1948’de, İstanbul’da Hakk’ın rahmetine kavuşur ve Rumelihisarı Mezarlığında ebedi istirahatgahına konulur, Allah rahmet eylesin…&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşına karşı çıkanlar ise, bu amaçla düşmanla işbirliği yapanlar ise vatan haini ilan edilir ve kimi idam edilir, kimi ise sürülür… &lt;br /&gt;Bugün başımızdakiler kimdir, kimlerdendir, ona bir bakmak lazım… &lt;br /&gt;Dün 11 Şubat 2011 idi…&lt;br /&gt;Bugün 3 Mart 2011. &lt;br /&gt;Türk Milleti tarihini unutma, düşmanlarını unutma!&lt;br /&gt;Bugün düşman artık içimizdedir, dışarıda değil… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdal Sarızeybek/Mart 2011&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-8370152057012291564?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/8370152057012291564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=8370152057012291564&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/8370152057012291564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/8370152057012291564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2011/03/biz-turklerle-ugrasmayin-ha-malta-ha_06.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh4.googleusercontent.com/-g64kWkzwOL0/TXN6CBeQJoI/AAAAAAAAA7Q/ulgvWTaHtG0/s72-c/u%25C4%259Fra%25C5%259Fmak.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-4768520849151278871</id><published>2011-01-22T14:24:00.000-08:00</published><updated>2011-01-23T13:31:15.391-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;﻿﻿﻿ &lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-left: 1em; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/TTtW5m7OvNI/AAAAAAAAA6g/JI5074xw9mE/s1600/ugurmumcu.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" s5="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/TTtW5m7OvNI/AAAAAAAAA6g/JI5074xw9mE/s200/ugurmumcu.jpg" width="195" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Uğur&amp;nbsp;&amp;nbsp; Mumcu&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;﻿﻿﻿ &lt;em&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: x-large;"&gt;&lt;strong&gt;Atatürk İlkelerini &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: x-large;"&gt;&lt;strong&gt;Savundukları İçin &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: x-large;"&gt;&lt;strong&gt;Öldürülenler..&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;1990’lı yıllarda işlenen siyasi cinayetler, bizlere yurtseverler niçin öldürülüyor sorusunu akla getiriyor. Bunlardan ilk akla gelenleri sıralarsak;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990 Çarşamba günü evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Çetin Emeç, 7 Mart 1990 Çarşamba günü işine gitmek üzere evinden çıktığı sırada öldürüldü.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yayınladığı kitap ve yazılarda dini sorgulayan Turan Dursun, 4 Eylül 1990 Salı günü faili meçhul bir suikastla öldürüldü..&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bahriye Üçok, 6 Ekim 1990 Cumartesi günü evine gönderilen bir kargo paketinin patlamasıyla hayatını kaybetti. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 Pazar günü, evinin önünde düzenlenen bir bombalı saldırı sonucu öldürüldü.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Onat Kutlar, 11 Ocak 1995 Çarşamba günü bombalı bir saldırı sonucunda öldürüldü.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999 Perşembe günü, evinin önünde uğradığı bombalı saldırı sonucu vefat etti&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bahriye Üçok niçin öldürüldü sorusuna, 9 Ekim 1990 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki Uğur Mumcu’nun yazısıyla yanıt vermek istiyorum.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #660000; font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Bahriye Üçok niçin öldürüldü? Bu sorunun yanıtı bellidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk ilkelerini savunduğu için! Evet bunun için. Üniversite ve yüksekokullarda kız öğrencilerin başörtü takmalarının İs¬lam dini ile ilgisinin bulunmadığını, türban ve başörtünün birtakım tarikatların bayrağı gibi kullanıldığını kanıtladığı için.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk ilkelerini savunduğu için öldürülen Bahriye Üçok kimdir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahriye Üçok, 1919'da Trabzon'da doğdu. Yüksek öğrenimini Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Ortacağ Türk-İslam Tarihi Bölümü'nde tamamladı. Aynı zamanda Devlet Konservatuarı Opera bölümüne de devam etti ve bitirdi. Samsun ve Ankara'da onbir yıl süren lise öğretmenliğinden sonra,1953 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne ilk bayan Öğretim Üyesi olarak girmiştir. 1964 yılında "İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar" adlı teziyle doçentliğe yükselen Bahriye Üçok, Kur-an'ı Kerim'e bağlı kalarak İslam Dinini çağdaş, gerçekçi ve dinin özünde bulunan hoşgörüyle yorumladı. Bu nedenle 1960'lı yıllardan itibaren tehditler almağa başladı. 1971'de Cumhuriyet Senatosu'na kontenjan senatörü olarak atandı. Altı yıl süre ile bu görevde çalıştı. 1977’de CHP'ye katıldı. 1983 yılında Halkçı Parti'nin kurucu üyesi oldu ve 1983 seçimlerinde bu partiden Ordu Milletvekili seçildi. 1986'dan itibaren SHP üyesi oldu. 1990 Eylül’ünde bu partinin parti meclisi üyesi seçildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamı boyu laik Türkiye Cumhuriyeti'nin ilkelerine bağlı kalarak Kadın Haklarının Atatürk aydınlanması ışığı içinde savunucusu oldu. 1989 da televizyonda yapılan bir açık oturumda, "İslamda Örtünmenin Zorunlu Olmadığını" açıklamasından sonra, gericilerin, şeriatçıların yoğun tehditlerini almaya başladı. Yılmadı, açıklamalara her fırsatta devam etti. Bilindiği gibi 6 Ekim 1990 günü evine gönderilen kitap paketini kapısının önünde açmaya çalışırken içine yerleştirilen bombanın patlamasıyla yaşamını yitirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslamdan Dönenler ve Yalancı Peygamberler, İslam Devletinde Kadın Hükümdarlar, İslam Tarihi, Emeviler-Abbasiler ve Atatürk'ün İzinde Bir Arpa Boyu adlı yapıtları bulunan Üçok, birçok makale ve araştırma yazısı kaleme aldı. Aly Mazahéri'nin "Ortaçağ'da Müslümanların Günlük Yaşayışları" adlı ilginç yapıtını da Türkçe’ye kazandırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Ekim 1990 Pazar günü, Cumhuriyet Gazetesi'nin haberi şöyleydi :"Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun'dan sonra türbana karşı tavrı ve laikliği savunmasıyla tanınan SHP Parti Meclisi Üyesi Bahriye Üçok da suikast sonucu öldürüldü. İstanbul'dan Ankara Çankaya'daki evine özel bir kargo şirketiyle yollanan kitap paketini açan Üçok, içindeki bombanın patlaması sonucu ağır yaralandı. İki kolu ve bir bacağı kopan Üçok kaldırıldığı hastanede ameliyata alınamadan öldü. Bu alçakca cinayeti “İslami Hareket” üstlendi. Cumhuriyet Gazetesini telefonla arayarak İslami Hareket Örgütü adına konuştuğunu bildiren bir kişi Üçok'u “tesettür konusundaki düşünceleri yüzünden” cezalandırdıklarını söyledi. Aynı kişi “İslama sınır koyanları idam etmeyi borç bildiklerini” belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu gerici, irticacı gelişmelerin hiçbiri birdenbire olmadı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün ölümünü izleyen yıllardan itibaren Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladık; 1950 yılında iktidara gelen sadece adı demokrat olan Demokrat Parti tarafından ezan Arapça’ya çevrildi. Sustuk, hep birlikte dinledik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Demokrat Parti’nin Genel Başkanı “Odunu koysam seçilir” ve “Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” dedi. Sustuk, demokrasi sandık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra hızla Kuran kursları ve imam okulları açıldı. Sustuk, eğitim özgürlüğü sandık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980’li yıllarda devletin imamlarına Rabıta-ül Alem örgütü maaş verdi. Sustuk, “devleti yönetmeye çalışan paşaların yaptığı doğrudur netekim” dedik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din dersleri anayasal zorunluluk oldu. Cami sayısı okulları geçti, tesettür arttı. Sustuk, bütün bunları inanç özgürlüğü sandık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönemin başbakanı Turgut Özal’ın annesi ölünce, Bakanlar Kurulu kararıyla cenazeyi Fatih Camisi’nde Nakşibendi şeyhinin yanına gömdüler. Sustuk, ölüye saygı sandık...&lt;br /&gt;1991 yılında DYP - SHP koalisyon hükümetinin, DYP’li bir devlet bakanı “Biz devletin emrinde din değil, dinin emrinde devlet istiyoruz” demişti. Sustuk, vicdan özgürlüğü sandık...&lt;br /&gt;Gazetecileri, bilim insanlarını vurdular. Şairleri, yazarları, dansçıları yaktılar. Sustuk, tepkisiz kaldık, şaşırdık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Nisan 1994 Pazar günü Ankara ve İstanbul ‘da şeriat düzeninin gelmesi için gövde gösterisi yapıldı. Sustuk, düşünce özgürlüğü sandık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laikliği elden bırakmayan başbakan Tansu Çiller, tarikat liderleriyle görüşmeye başladı. Başbakan Necmettin Erbakan, tarikat liderlerine iftar yemeği verdi. Sustuk, ülke yönetiminin gereği sandık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz hep sustuk.. Biz sustukça Recep Tayip Erdoğan, konuştu. İşte örnekleri;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ata'ya saygı durusunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok. (12.5.1994 Hürriyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bütün okullar İmam Hatip yapılacak. (17.9.1994 Cumhuriyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• 10 Kasım’da yaygara kopartıldı. (14.11.1994 Hürriyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Elhamdülillah şeriatçıyız. (21.11.1994 Milliyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ben İstanbul’un imamıyım. (8.1.1995 Hürriyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İmamlar da nikah kıysın. (9.5.1995 Milliyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ben Meclis'in dua ile açılmasından yanayım. (8.1.1996 Milliyet) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Cumhurbaşkanı’nın imam hatipli olacağı günler yakındır. (5.2.1996 Akit)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İçki yasaklansın. (1.5.1996 Hürriyet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ben tekkeye değil, dergaha gittim. (22.1.1997 Gözcü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susmayan, hep konuşan Recep Tayyip Erdoğan'ın 1996'da yaptığı bir konuşma, 21 Ağustos 2001 tarihindeki tüm gazetelerde yayımlandı. Bakalım neler konuşmuş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• ''Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, diye!.. Yahu bu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek!.. Sonra nedir bu laiklik Allah aşkına?.. Bu ne menem şey?.. Çıkıyor İçişleri Bakanı, 'Devlet dine karışır' diyor. Eeee.. gerisini niye söylemiyorsun?.. Din devlete karışır demiyorsun!..'' &lt;br /&gt;• ''Hem laik ve Müslüman olunmaz.. Ya Müslüman olacaksın ya laik '' &lt;br /&gt;• ''Ben Müslümanım, diyenin tekrar yanıma gelip bir de aynı zamanda laikim, demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslümanın yaratıcısı Allah kesin hâkimiyet sahibidir. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' lafı koskoca bir yalan!.. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah'ındır.'' &lt;br /&gt;• ''Yahu bu milletin bütünlüğü 'Ne mutlu Türküm diyene' ifadesiyle sağlanır mı? Osmanlı otuzu aşkın etnik grubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu. Biz de inanç birliği ile tutacağız.'' &lt;br /&gt;• ''Türkiye Cezayir olur mu, diye soruyorlar. Biz hazmettire hazmettire geliyoruz. Allah'ın izniyle!.. Şimdi artık millet yalnız aktörleri değil, senaryoyu da değiştirmeye talip!.. Bu çalışmalarımız senaryoyu değiştirme çalışmalarıdır. Biz onun için geliyoruz. Bu düzenin koruyucusu olamayız; bu mümkün değil. Bu hukuku hazırlayanlar, bu düzenin kaldırılmasının maşası olacaklar.'' &lt;br /&gt;• ''Bir buçuk milyar nüfuslu İslam âlemi Müslüman-Türk milletinin ayağa kalkmasını bekliyor... Ayağa kalkacağız.. Işıkları göründü, Allah'ın izniyle kıyam başlayacak!..'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• ''Doğumevlerinde yalnız kadın doktorlar çalışacak!.. Öğretmenlikte yetişmiş başörtülü kızlarımız var; şimdi işe alınmayan bu başörtülü kızlarımız anaokullarında yavrularımızı yetiştirecek...'' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde dört yüzün üzerinde radyo ve televizyon kanalında şeriat çığlıkları atılmaktadır. Yerel ve ulusal yirminin üzerindeki gazete Hizbullah çizgisinde yayın yapmaktadır. Üniversiteli gençlere ücretsiz dağıtılan iki yüzün üzerinde şeriatçı dergi bulunmaktadır. İki binin üzerindeki ‘Işık Evi’ denen medreselerde, onbinlerce üniversite öğrencisine şeriat eğitimi verilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın denetiminde olan binlerce camide, El Kaideciler ve Hizbullahçılar cirit atmaktadır. 2005 yılında dört binin üzerinde açılan kuran kursunda, yüz elli binin üstünde çocuk eğitim almıştır. Çocukların beyninin yıkandığı kaçak kursların sayısı ise kırk binin üzerindedir. Tarikat, cemaat okulları ve Kuran kurslarıyla, Öğrenim Birliği yasası çiğnenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet kurumları ve bakanlıklar Fettullahçıların, şeriatçıların ellerine geçmiştir. ‘Aptes suyu’ nun insan sağlığına yararları tartışılmaktadır. Evrim teorisi yok sayılmaktadır. Ülkenin her yerinde sarıklı, takkeli, cüppeli ve kara çarşaflı kişilerin sayısının artmaktadır. İstanbul Fatih’te İsmailağa Camisi’ndeki yobaz görüntüler ve yaşanan linç olayı adım adım dinci bir örgütlenmeyi göstermektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okul kitaplarında açıkça şeriat propagandası yapılmakta, tarikatlara övgüler yağdırılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türban konusundaki bir dava nedeniyle karar veren Danıştay 2. Daire yargıçlarına yapılan silahlı saldırı, Menemen olayının bir tekrarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP kongrelerinde kadınların ayrı, erkeklerin ayrı, haremlik-selamlık oturması, ilkokul çocuklarına türban sloganları attırılması, AKP'li Tuzla Belediyesi’nin, ‘9 yaşında kızlarla evlenebilirsiniz’ diyen bir sürü saçma fikirlerden oluşan kitaplar dağıtması, AKP'li belediyenin, ‘başı açık dolaşmak günahtır’ diye broşür dağıtması, şeriatın karanlığını gözler önüne seren olaylardan sadece bir kaçıdır. Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç, laikliğin ve kamusal alanın tartışılmasını istemiştir. Çorlu’daki 23 Nisan kutlamalarında çocuklara kara çarşaf giydirilmiştir. Çocuk Meclisi’nde, 21 yaşındaki çocuğa, imam hatip lisesinin propagandası yaptırılmıştır. Ülkenin birçok yerinde dağıtılan ilanlarda da, 23 Nisan’da “neyin bayramı” nın kutlandığı sorgulanmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet Bakanı ve baş müzakereci Ali Babacan’ın talimatıyla, AB’ye sunulan müzakere pozisyon belgesindeki “Türkiye’nin eğitim sistemi laiktir” ifadesi metinden çıkarılmıştır. &lt;br /&gt;Recep Tayip Erdoğan konuşur da, Abdullah Gül susar mı? Abdullah Gül, 10 Aralık 1995 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanan röportajında, özellikle değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek "Türkiye'nin laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti" olduğuna ilişkin anayasanın ikinci maddesiyle değiştirilmesini yasaklayan maddelerin kaldırılması gerektiğini savunmuştur. Bu röportajında, “Biz İslamı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz.” , “Başörtüsü örneğinde olduğu gibi, Türkiye'de açık-gizli bir İslam düşmanlığı olduğuna inanıyoruz.” , “Türkiye'de geçerli kanunlar arasında, İslama aykırı olan da var, olmayan da... Aykırı olanlar baskıdır. Baskı kalkacak. Bu hakkı kullanacağım. Halka bu imkânı vereceğim.” gibi değerlendirmelerde bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz The Guardian gazetesinde yayınlanan röportajında, “Cumhuriyet döneminin artık sonu geldi” demiştir. 23 Kasım 2002 tarihinde Almanya'nın "Die Welt" gazetesine; "Türkiye’nin hedefi çok açıktır: AB üyesi olmak... Bunun ülkemizde demokrasinin ve ekonominin güçlenmesini sağlayacağını ummaktayız. Buna karşılık biz de AB’ye tam üye olarak kabul edilecek Türk Devletinin saydam, demokratik bir İslam Devleti olacağını taahhüt ediyoruz.” demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Cumhuriyet tarihimizin en kritik dönemecine girdik. Çeşitli nedenlerle Cumhuriyetin temel ilkelerine, laik devlet ve toplum düzenine, anayasaya karşı olduğunu açıkça beyan eden bir siyasi kadronun, çoğunluğa sahip olduğu için her istediğini yapabilme yetkisiyle karşı karşıya kaldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahriye Üçok ve diğer aydınlarımız, günümüzde ciddi bir sorun olan laiklik karşıtlığına savaş açtılar, toplumumuzun ve cumhuriyet devrimlerimizin temel taşlarından biri olan laiklik ilkesini savundukları için, gericiliğe karşı direndikleri için yok edildiler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçok’un bedenini ortadan kaldıran “İslami Hareket”, bugün “Ilımlı İslam” kimliğine sokularak emperyalist güçlerle işbirliği halinde onun savunduğu Tam Bağımsız ve Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak için çalışmaktadır. Yeni bir anayasa ortaya çıkarma adına iktidarın, laikliğe yeni tanımlar getirme çabaları ibret vericidir. Bu bağlamda sadece türbana karşı olanlarsa, ardındaki emperyalizmi görmek istememektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahriye Üçok, 3 Ekim 1990 tarihinde SHP Genel Başkanlığı’na sunduğu raporda irticayı, “gücünü kutsal inançlardan alan şeriatçı mihrakların eylemleri olarak” tanımlamıştır ve çözüm için şu görüşlere yer vermiştir; “Dış mihrakların Türkiye’yi içine düşürmek istedikleri uçurumu hepimiz biliyoruz. Bunu tabanın da bilmesi gereğine inanıyorum. Bugün yapılacak iş, her şeyden önce gerçekleri tabanın bilincine indirmek, bu konuda deyim yerindeyse bir seferberlik yapmaktır. Bu da bize düşer. Bunu iktidardan bekleyemeyiz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık susma zamanı bitmiştir. Çünkü bundan sonra sırada tüm çalışanlara Cuma namazı izni verilmesi gündeme gelecek. Sonra herkesin ‘inancı doğrultusunda’ giyinmesi gündeme gelecek... Daha sonra Cuma gününün resmi tatil ilan edilmesi gündeme gelecek... Ve en sonunda alıştıra alıştıra İslam devletine doğru gidiş gündeme gelecektir… Evet artık susma zamanı bitmiştir, güçlerimizi birleştirerek, örgütlenme zamanı gelmiştir. Örgütlenerek yılgınlıktan, vurdumduymazlıktan sıyrılmanın zamanı gelmiştir. Kemalist ilke ve devrimlerle birlikte, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkma zamanı gelmiştir. Ancak böyle yaparak Bahriye Üçok ve diğer devrim şehidi dostlarımıza layık olduğumuzu gösterebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-4768520849151278871?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/4768520849151278871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=4768520849151278871&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/4768520849151278871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/4768520849151278871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2011/01/ataturk-ilkelerini-savundugu-icin.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/TTtW5m7OvNI/AAAAAAAAA6g/JI5074xw9mE/s72-c/ugurmumcu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-4075536493177349345</id><published>2010-11-22T10:25:00.000-08:00</published><updated>2010-11-23T03:50:49.319-08:00</updated><title type='text'>1,5 Dakikada Cumhuriyet Tarihi.</title><content type='html'>&lt;object height="300" width="400"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=7404243&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=1&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;loop=0" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=7404243&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=1&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;loop=0" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/7404243"&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://vimeo.com/memre"&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-4075536493177349345?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/4075536493177349345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=4075536493177349345&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/4075536493177349345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/4075536493177349345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2010/11/cumhuriyet-tarihi.html' title='1,5 Dakikada Cumhuriyet Tarihi.'/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-7366001236020094081</id><published>2010-11-11T11:06:00.001-08:00</published><updated>2011-01-20T09:20:29.392-08:00</updated><title type='text'>Eğer  Atatürk'ümüzün İlke ve İnkılaplarına, Cumhuriyetimize  Sahip Çıkmazsak, Yarın Ne Olacağımızın Çok Açık Göstergesi...</title><content type='html'>&lt;div style="background:#000000;width:440px;height:272px"&gt;&lt;embed flashVars="playerVars=showStats=yes|autoPlay=no|videoTitle=İran İslam Devrimi Öncesi Ve Sonrası" src="http://www.metacafe.com/fplayer/2467111/ran_slam_devrimi_ncesi_ve_sonras.swf" width="440" height="272" wmode="transparent" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" name="Metacafe_2467111" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size:12px;"&gt;&lt;a href="http://www.metacafe.com/watch/2467111/ran_slam_devrimi_ncesi_ve_sonras/"&gt;İran İslam Devrimi Öncesi Ve Sonrası&lt;/a&gt; - &lt;a href="http://www.metacafe.com/"&gt;The best home videos are here&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-7366001236020094081?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/7366001236020094081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=7366001236020094081&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/7366001236020094081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/7366001236020094081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2010/11/blog-post.html' title='Eğer  Atatürk&apos;ümüzün İlke ve İnkılaplarına, Cumhuriyetimize  Sahip Çıkmazsak, Yarın Ne Olacağımızın Çok Açık Göstergesi...'/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-5005761641842155050</id><published>2010-10-03T02:05:00.000-07:00</published><updated>2010-11-13T03:08:37.776-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: #330000; font-size: 180%;"&gt;Malta Sürgünleri’nden Silivri Sürgünlerine..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #330000; font-size: 130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/TKhLe99YLtI/AAAAAAAAA1k/-byi1rgXjWo/s1600/Malta+s%C3%BCrg+3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523747938370072274" src="http://2.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/TKhLe99YLtI/AAAAAAAAA1k/-byi1rgXjWo/s400/Malta+s%C3%BCrg+3.jpg" style="cursor: hand; float: left; height: 89px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 168px;" /&gt;&lt;/a&gt;“Tarih tekerrürdür” diye boşuna dememişler. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #330000; font-size: 130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir süredir acı deneyimlerle buna tanık olmaktayız. Emekli Org. Çetin Doğan, “Ateşi ve İhaneti Gördük” kitabında, “Koşullar, Mütareke yıllarının sanki yirmi birinci yüzyıl versiyonu” diyor.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #330000; font-size: 130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Kitabının sunuştan sonraki bu ilk yazısını, bugün değil 5 Ocak 2004 tarihinde kaleme almış. Silivri’de yargılanacağını aklının ucundan bile geçirmediği bir tarihte yazdığı bu makalesinin üzerinden altı yıl geçmiş; söz, güncelliğini tüm kötü koşullarıyla ne yazık ki doğruluyor. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #330000; font-size: 130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Aynen değerli araştırmacı yazar, eski büyükelçi Bilal Şimşir’in “Malta Sürgünleri” adlı kitabında aktardığı gerçeklerde olduğu gibi.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Evet tarih tekerrürdür!.. Değişen sadece tarihi yazan oyunculardır, (ülkemiz bağlamında) oyun yeri ve gerçekler aynı, sadece oyuncular farklıdır. Şöyle ki: Dün Mondros Mütarekesi’nden sonra Osmanlı topraklarının sahnesinde İngilizler vardı, bugün Cumhuriyetin Türkiyesi’nde Amerika. Dün Osmanlı toprakları, askeri işgal ve kuşatma altındaydı, bugün silahsız, ekonomik kuşatmaya teslim olmuş durumdadır.Hiç değişmeyen oyun dün olduğu gibi bugün de aynen sahneleniyor. Dün, zayıf gördükleri Osmanlı Türkiyesi’ni parçalamak isteyen güçler vardı; bugün, AB, demokrasi ve darbe söylemlerinin arkasına sığınan yeni bölücüler... Dün, İngilizle işbirliği içinde olan devlet erkânı, (Padişah Vahdettin, Damat Ferit Paşa gibi) bugün AB’ye Amerika’ya boyun eğen bir hükümet. Dün, işgalci İngilizlerle, Yunanla işbirliği içinde olan gazeteciler, yazarlar ve basın vardı… Bugün, isim vermeme gerek yok, birileriyle işbirliği aynen sürmekte. Dün, yanar döner örneği büyük isimler vardı… Bir İngilizden yana, sonra sözde özüne dönen Sadrazam Sait Halim Paşa örneğinde olduğu gibi… Bugün, soldan sağa, sağdan sola, ortadan tepeye dönen, dünü aratacak çoklukta zatı muhterem..Ve geliyoruz Malta Sürgünleri’nden Silivri sürgünlerine.. Dün, Mondros Mütarekesi’ne ve İngiliz işgalcilerine karşı kim varsa, ordu mensupları, subaylar, generaller, paşalar, yazarlar, akademisyenler, gazeteciler, devlet memurları, mebuslar “insan ve subay avı” operasyonlarıyla hepsi soluğu Malta’da almıştı.Dün, amaç, işgale ve kuşatmaya ve tehlikeye düşen bağımsızlığa karşı başlatılan Kurtuluş Savaşı’nı “boğmak” sindirmekti. Bugün, iktidara karşı olan, Cumhuriyet kazanımlarına, rejime sahip çıkan kim varsa Silivri’de sürgünde. Subaylar, generaller, askerler, yazarlar, akademisyenler, bilim adamları.Dün, Malta’ya sürülenlerin, sorgusuz sualsiz özgürlükleri elinden alınmıştı. “İnsanlar keyfi olarak tutuklanmışlar, bir iki yıl yargılanmadan cezaevlerinde tutulmuşlardır. Sorguya çekilmemişler, mahkeme önüne çıkarılmamışlardır. Suçlu idiyseler yargılanmaları, suçsuz idiyseler salıverilmeleri gerekirdi.” (Malta Sürgünleri, s.523) Bugünü ise hepimiz biliyoruz. Silivri sürgünlerinin yargılanmadan uzun süredir cezaevinde tutuklu olduklarını... Dün, “Malta olayı hukuksal değil, siyasal bir olaydı. İngilizler adalet peşinde değil, çıkarlar peşinde koşmuşlardı.” (Malta Sürgünleri sayfa 524) Bugün de sorunun adalet değil, siyaset olduğunu artık bilmeyen kalmadı.Dün, Malta sürgünleri için üç sınıf suç söz konusu edilmişti: “İngiliz savaş tutsaklarına kötü davranmak, Ermeni kırımı ve Mondros Mütarekesi’ni çiğnemek.” Ama ne subayların suçlandığı birinci grupta, ne Ermeni kırımında suç delili bulunabildi. Türk Kurtuluş Savaşı, ulusal nitelik kazanınca da “Mütareke anlaşmasına karşı direnmek” suçuyla yargılanmanın da bir anlamı kalmadı. (Malta Sürgünleri s. 523) Sonuçta İstanbul hükümetine karşı Ankara’da kurulan milli Meclis’in zorlu ve uzun girişimleriyle Malta sürgünleri özgürlüklerine kavuştu.Bugün, karmaşık bir suçlama ağı içinde mahkemeleri devam eden Silivri sürgünleri için de hemen hemen hiçbir suçlamanın kanıtı bulunamıyor. Onların da özgürlüklerine kavuşmalarının zamanı giderek yaklaşmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-5005761641842155050?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/5005761641842155050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=5005761641842155050&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/5005761641842155050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/5005761641842155050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2010/10/malta-surgunlerinden-silivri.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/TKhLe99YLtI/AAAAAAAAA1k/-byi1rgXjWo/s72-c/Malta+s%C3%BCrg+3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-8741015879219305075</id><published>2010-09-28T08:00:00.000-07:00</published><updated>2010-09-28T11:28:48.314-07:00</updated><title type='text'>Başımıza Geçirilen BOP Çuvalı Kimin Eseri?..</title><content type='html'>&lt;object style="WIDTH: 382px; HEIGHT: 287px" height="287" width="382"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xeh9ks?additionalInfos=0"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xeh9ks?additionalInfos=0" width="480" height="360" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xeh9ks_bayymyza-gecirilen-bop-cuvaly-kimin_news"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/isiklar"&gt;&lt;/a&gt;. - &lt;a href="http://www.dailymotion.com/de/channel/news"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-8741015879219305075?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/8741015879219305075/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=8741015879219305075&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/8741015879219305075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/8741015879219305075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2010/09/basmza-gecirilen-bop-cuval-kimin-eseri.html' title='Başımıza Geçirilen BOP Çuvalı Kimin Eseri?..'/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-2386640784015301681</id><published>2010-08-18T07:13:00.000-07:00</published><updated>2010-08-18T07:17:00.003-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Tutuklu Teğmen'in Savunması : Tüm Dünyaya Haykırıyorum, Ben İslah Olmadım&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İkinci Ergenekon davasında tutuklu yargılanan Teğmen Mehmet Ali Çelebi, 74. duruşmada, izleyenlere derinden etkileyen bir konuşma yaptı. Çelebi, "Atatürk'ün iradesini, şehit ruhlarının dileklerini ve Türk milletinin vicdanını kendi sesimde toplayarak bütün dünyaya haykırıyorum: Ben ıslah olmadım" dedi. İşte Mehmet Ali Çelebi'nin duruşmada yaptığı konuşmanın tam metni...&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Sayın başkan, saygıdeğer heyet, Mustafa Kemal'den, onun devrimlerinden millet olarak şahsi çıkarlarımız adına ödün vere vere Hasdal, Silivri zindanlarına çekildik. Bizi ihanete uğrayan Atatürk devrimleri buralara attı. Hakikatin ağırlığını yüklenemeyen geçim kapısı vatanseverliği de burada tutuyor. İki sene evvel TSK'nin namuslu ellerinden, birliğimden terörist olma şüphesiyle alındım. Kuvvetli suç şüphemi oluşturan delil klasörü incelendiğinde (252 nolu klasör) Kemalizmin terörist ideoloji ilan edildiğini göreceksiniz. Bilinmelidir ki Atatürk Devrimlerinin nasibi terör iddianamelerine oyuncak olmak değildir. Bunlar Mustafa Kemal'i anlayacak kıratta olmayan hastalıklı kafaların, sefil ruhların ürünüdür. Kurduğu devlette onun sağladığı nimetlerden yararlananlar onu yargılamaya çalışıyor! Bina mimarı, resim ressamı yargılayabilir mi? Şaşırmıyorum, çünkü diğer suç unsurum Nutuk'tan bu mikroplara karşı bağışıklıyım: "Gelecek kuşakların Türkiye'de Cumhuriyet'in ilan edildiği gün, ona insafsızca saldıranların başında cumhuriyetçiyim diyenlerin yer aldığını görerek asla şaşıracaklarını sanmayınız. Aksine Türkiye'nin aydın ve cumhuriyetçi çocukları böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların gerçek düşüncelerini tahlil ve tespitte hiç de karamsarlığa düşmeyeceklerdir." Mustafa Kemal'e ait düşüncelerle suçlanıyorum. Ne güzel benim suçum. Ne güzel benim davam. Zulmün hançerlerini üzerime çekecek kadar ona bağlı isem ne mutlu bana! Dilerim kuvvetli şüphem katlanarak artar. O zaman hayatım daha da anlam kazanacaktır. Kürsüye ulaşabilmem 2 senemi çaldı. Yüreğimdeki yurt sevgisi, askerlik gurur ve şerefimle bir de 26 yaşımla oraya yürüyecek ve savunma vereceğim. Kanun gücüyle askere diz çöktürmeye çalışanlara, Bu devlet, bu millet için peşinen ölüm tercihi yapmış Türk subayını iki senede iki büklüm yapabileceğini zanneden sığ zihniyetlilere, Tarihin şanlı sayfalarına layık Mustafa Kemal adını terör sayfalarında lekelemek isteyenlere söyleyeceklerim var! ISLAH OLMADIM Bu toplantıya başkanlık eden, gözleri altında olduğumuz Ebedi Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün iradesini, titremeksizin bedenlerinden vazgeçen ve şimdi kabirlerinden başlarını kaldırarak bizleri izleyen şehit ruhlarının dileklerini, Türk milletinin vicdanını kendi sesimde toplayarak bütün dünyaya haykırıyorum: BEN ISLAH OLMADIM! Hiçbir güç benim vatana olan sevgim ve onun azametini ıslah edemez. Beni hıyanetin dostu, karanlığın yoldaşı olmama suçundan ıslah edemezsiniz! Utanmayanların yüzkarası olmaya devam edeceğim. Uçurumlar arasından, ölüm yollarından, topların tüfeklerin namlusundan geçerek zihnimize, yüreğimize intikal eden Cumhuriyetin, Mustafa Kemal devrimlerinin en kıskanç neferlerinden olma suçundan ıslah edemezsiniz! Ne sandılar Türk subayını? Ben insanlık tarihi boyunca evladı olduğu Türk milletinin boynuna esaret zinciri geçirtmeyen Türk Ordusu'nun subayıyım. Bunları suç kabul edenlerin müebbet okları karşısında ürküp çekilmiyorum. Esaret zincirini gururla bedenime sarıyorum. Görevimi şevk ve ümitle yüklenip onları istekle karşıma alıyorum. İnancım odur ki Mustafa Kemal düşüncesinin takipçisi olmak, Türk milletinin ortak suçudur, hiç değilse namuslu kalan omurgasız olmayanların ortak suçudur bu. Türk milletinin her bireyi potansiyel suçludur. Suç sayılan eyleme katılmam tam bir inanç ve bilinçledir. Bu uğurda taşıyacağım prangalardan, mahkum edileceğim en ağır cezalardan şeref duyarım. Ama zindandan çıkacağımız gün bizi yeniden mahkum etmeniz gerekecektir. Çünkü biz o gün de bugün olduğumuz kadar suçlu olacağız. Savunma verdiğimde birtakım ülser kuyusu, ısmarlama basının pis nefesinde lekelenmiş önyargılı hafızalar; Adaletin sarsılmaz takipçileri, Mustafa Kemal'e dost vicdanlar; İki sene rehin alınmış bir muvazzaf subayın, KUVVETLİ SUÇ ŞÜPHESİ'ni görmek üzere, En azından böyle bir kara lekeye inanırlarsa yüzüme tükürmek üzere burada olmalılar. Şairin dediği gibi: Bir şey varsa Bir şey vardır Bir şey yoksa Çok şey vardır Özdemir ASAF Vatanıma ihanetten yargılanıyorum. Bir şüphe kırıntısı dahi akıllarda yer ederse eğer, milletimden talebimdir: Çıkarın o şanlı üniformamı üzerimden. Yeter olsun! Mübarek vatan havasını ciğerlerime sokmayın. Lekelenmişse eğer topraklara sürtün alnımı. Daha fazla değdirmeyin vatan topraklarına ayaklarımı. Dağ doruklarına bırakın bu bedeni; kuşlar etimi çeke çeke parçalasınlar beni. Bütün varlığımı ovalara saçsınlar ki ibret olsun aleme? Aklın almayacağı iftira ve isnatlarla bu tezgahı kuranlar beni iki sene zindanda tutmakla başarılı olmuşlardır. Ancak ben onların bu küçük zaferine izin verecek kadar güçlüyüm. Bugün beni burada tutarak başları göğe erenler, yarın adaletin saf ışığı karşısında başlarını yerden kaldıramayacaklar olacaktır. Zaman ve hadiseler her türlü hakikati ispat eder, fakat bazen böyle helak eden darbeler indirerek. Aldatmacaların son bulacağı ve kötülüklerin yenileceği gün gelecektir. Varsın o gün benim zindanımın üzerine doğsun, ne önemi var? O mutlu gün 2 yıldır bulunduğum, zulmün tesis ettiği sabit ikametgahım! Hasdal'da beni bulacaktır. O zaman zulüm adaletin buyruğuna girecek, tarih hakikati yine göndere çekecek, o sancak yine dalgalanacak ve dosta düşmana o ulvi düşünceyi haykıracaktır: "HARBİYELİ ALDANMAZ!" Yolları kapattılar, açacağız. Ufku kararttılar, ağartacağız. Yurdumuz virandır, şenleteceğiz. Yüce Heyeti Saygıyla Selamlarım! Mehmet Ali Çelebi Tutuklu Kr. Plt. Tğm.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-2386640784015301681?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/2386640784015301681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=2386640784015301681&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/2386640784015301681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/2386640784015301681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2010/08/tutuklu-tegmenin-savunmas-tum-dunyaya.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-6551717040472118959</id><published>2010-02-06T05:42:00.000-08:00</published><updated>2010-02-06T05:58:59.709-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/S21y__1krWI/AAAAAAAAAr0/isvRA27bvP4/s1600-h/1240179122-2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435126769099517282" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/S21y__1krWI/AAAAAAAAAr0/isvRA27bvP4/s400/1240179122-2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ruhat Mengi'den Nazlı Ilıcak'a şok sözler..&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Öyle böyle bir yanıt vermedi... Saygısız ve ölçüsüz deyip, Erdoğan'a yaranmakla itham etti. İşte yazısı;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazlı Ilıcak dün "ittire kaktıra gazeteci oldu" diye yazıp Ruhat Mengi'yi topa tutunca ortalık karıştı. Ruhat Mengi'den gelen yanıt çok daha ağır oldu...Ilıcak'ı 'şirret' ilan etti ve şunları yazdı; HERKES ŞİRRETLİKLERİNDEN KORKUYOR(...)Sustukça üstünüze “sıçrıyor”, üstelik herkes şirretliklerinden korktuğu için bunu keyiflerince önüne gelene yapıyor, yaparken bazıları bir de üstüne mağdur rolü oynuyordu. (...)Nazlı Ilıcak denen saygısız ve ölçüsüz, ülkesinin geleceği yerine sadece kendi çıkarını; “bir gün Tayyip Bey tarafından yeniden milletvekili yapılma” ümidini düşünen gazeteci -ben yine de ittire kaktıra gazeteci olmuş demeyeceğim zira zaman ve başarı zaten bunun cevabını verecek belirleyicilerdir- dün de beni çirkinliklerine malzeme olarak seçmiş.Nereden bulup çıkardıysa Ajda Pekkan’la bile benzerlik kurmuş. Çalışmalarımın yoğunluğundan ancak çok kısa süre yaptığım tatillerde beni görünce aklına geliyor zahir.İKTİDAR HIRSI ÇİRKİNLEŞTİRİR!“Tevazu kraliçesi” de demiş sonra, gerektiği yerde tevazu göstermeyi iyi bilirim ama “görünen köy kılavuz istemez” durumlarda da tevazu gösterisi yapmaya gerek olmadığına inanırım. Örneğin kendimi hiçbir zaman bir başkasıyla kıyaslamam, kimseye özenmem, kimseyle yarışmam sadece kendimle yarışırım. Üzerlerine afiyet zekâmdan, yeteneğimden, eğitimimden, ailemden emin olduğum, gurur duyduğum, için asla “birşeyin çakma”sı, yani taklidi olmam ya da taklit etmem mümkün değildir, 15 yaşındayken de değildi.Ne yapacağız şimdi, utanmamız mı gerekiyor bu durumdan Nazlı hanımın hatırı için? Ya da nasıl bir tevazu lütfedelim hanfendiye?GÖLGE DÜŞÜRMEK İÇİN IKINIP SIKINMAÖyle kendisi sinek olanların Mevlana’dan “sinek, konduğu samanı gemi, kendisini kaptan sanır” gibi hikayeleri alıntılamasını filan da kimse yemez, zahmet etmesinler. Çünkü bir de “Ainesi iştir kişinin lâfa bakılmaz” sözü vardır malûm...Hak etmeyen hiç kimse zirveye çıkamaz, daha da zoru; zirvede kalamaz. Bunu başaranların yıllar içindeki mücadelesi de herkes tarafından bilinir zaten. Kimsenin “gölge düşürmek için” ıkınıp sıkınmasına gerek yoktur.İKTİDARA YARANMAYA ÇALIŞIYORNazlı Ilıcak’ın asıl sorunu da budur; kendi ağzıyla bir TV programında bile “O çok başarılı” dediği kişilerin başarısını aslında hazmedememesi, bir yandan da eleştiri yapabilen bağımsız gazetecilere öfke kusarak iktidara yaranmaya çalışmasıdır. Yazdığı koca yazıda benim yazdıklarıma cevap olacak tek kelime yok. Baştan sona aklınca karalamaya yönelik zavallı bir şeyler çiziktirmiş. Ki bu zavallılık mı daha öndedir, yoksa aynı yolu seçen başkalarını örneklemesi mi daha zavallıdır orasına karar vermek zor gerçekten.DARBENİN TA KENDİSİBıraksın bu Mevlana, Nazım Hikmet alıntılarıyla “iktidara göbekten bağlı olmadığı için görüşlerini özgürce yazabilen” gazetecilere saldırmayı da 12 Eylül’ü öven, 82 Anayasası’na “oy verin” diyen yazılarına baksın. O günlerde yazdığı satırları düzeltmek “ama ben şöyle de demiştim” mazeretleriyle mümkün değil. Yakın ahbaplarının kendisini koruyan yazıları da onları silemez.(...)Kendisi de bu darbeye övgüler dizmiştir.“Kontrgerillayı destekledik” sözünü neden açıklayamıyor? “Bu cümleleri hiç söylemedim” ya da “yazmadım” diyemiyor?Öyle “polemik kraliçesi” gibi abuk sözlerle beni de susturabileceğini zannediyorsa yanlış efendim. Bu mesleği yaparken her tür saldırıyı göze alıyorum ben, terbiye dışı olanları da.Koca Atatürk’e bile hakaret eden utanma yoksunu insanların çıktığı ülkede göze almak zorundayım da zaten, değil mi?Yarın bu hanımın (üstelik anne ve anneanne) Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kız öğrencilerine yönelik akıl almaz iftiralarını yazacağım.NAZLI ILICAK, RUHAT MENGİ İÇİN NELER YAZMIŞTI...OKUMAK İÇİN &lt;a href="http://www.gazeteciler.com/ruhat-mengi-bu-yaziya-cildiracak-news12218.html" target="_blank"&gt;TIKLAYIN&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-6551717040472118959?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/6551717040472118959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=6551717040472118959&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/6551717040472118959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/6551717040472118959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2010/02/ruhat-mengiden-nazl-ilcaka-sok-sozler.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/S21y__1krWI/AAAAAAAAAr0/isvRA27bvP4/s72-c/1240179122-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-4837203302953434891</id><published>2009-11-08T03:12:00.000-08:00</published><updated>2009-11-08T03:19:11.278-08:00</updated><title type='text'>Tayyip Erdoğanın Gizli Kasası..</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Erkan Önsel ,Partisinin İstanbul İl Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek Tayyip Erdoğan’ın bir suçunu daha kamuoyuna duyurdu. Telefon kayıtlarıyla Erdoğan’ın gizli kasasını açıklayan Önsel şunları belirtti:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti böyle bir başbakan görmemiştir. Suçları ve kirli ilişkileri çorap söküğü gibi tel tel sökülüyor. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Şu telefon konuşmalarına bir bakınız! Bir başbakan böyle konuşur mu? Bir başbakan konuşması mıdır bu? Hayır!&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;TAYYİP ERDOĞAN: 20-25 GİTMESİ LAZIM!Tayyip Erdoğan, gizli kasasına talimat veriyor:- 20-25 gibi gitmesi lazım.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Nereye gitmesi lazım? Güya kızı Sümeyye’ye.Peki nedir bu 20-25? Bin Dolar mı, Milyon Dolar mı, Milyar TL mi?Nedir, kaç paradır?Peki Sümeyye’nin konumu nedir?&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Bir hesaptan diğerine para aktarılması için neden Sümeyye’nin araması gerekmektedir? Sümeyye, paravan olarak mı kullanılmaktadır. Tayyip Erdoğan ailesinden biri neden sürekli Amerika’da bulunmaktadır?Peki, Başbakanlık koltuğunda oturan Tayyip Erdoğan’ın bu talimatı verdiği şahıs kimdir?Bir işadamı. Remzi Gür! Ramsey firmasının sahibi.CHP Milletvekili Mehmet Yıldırım’a Abdullah Gül’e oy vermesi için rüşvet verme suçundan yargılanan ve Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce on ay hapis cezasına çarptırılan şahıs.CHP Milletvekili Mehmet Yıldırım’a rüşvet teklifini neden Remzi Gür’ün, yaptığı tartışılmıştı. Aydınlık dergisinin ortaya çıkardığı bu telefon konuşması bu konuyu da aydınlatıyor. Remzi Gür, ‘gizli kasa’ olma yükümlülüğü ile TBMM’ye gelerek Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan hesabına para dağıtıyordu.CUMHURİYET SAVCISI GÖREVİNİ YAPACAK!Remzi Gür, Tayyip Erdoğan’ın ABD’de okuyan üç çocuğunun eğitim masraflarını karşılayan iş adamı olarak kamuoyuna yansıtıldı. Ancak Tayyip Erdoğan’ın Remzi Gür ile olan ilişkisi, çocuklara burs vermenin çok ötesindedir.Telefon konuşması, söz konusu paranın burs parası olmadığını göstermektedir.Bu gizli suç ilişkisi, bu telefon görüşmesiyle bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bakınız Tayyip Erdoğan, Bankasına talimat verir gibi, kasasına talimat veriyor.Cumhuriyet savcılarına çağrı yapıyoruz. Suç kanıtlıdır. Belgelidir. Tayyip Erdoğan Ergenekon savcılarını Ulusal Kanal ve Aydınlık’a baskınlar yaptırarak bu telefon kayıtlarının gerçek olduğunu kabul etmiştir.Cumhuriyet’i tahrip eden bu yiyiciliği sıfatında Cumhuriyet olan tek kamu görevlisi olan savcılarımız araştıracaktır. Mali Suçları Araştırma Kurumu MASAK, Doçentlik maaşından başka geliri olmayan güzelim Emin Gürses için dünyanın dört bir tarafına yazılar yazacağına, açıkça ortada olan bu suç ilişkisini araştırmalıdır. Gizli kasa Remzi Gür daha başka hangi ödemelerde bulunmuştur, ortaya çıkarılacaktır.RAHMİ KOÇ:TAYYİP BEY 1 MİLYAR DOLARI NASIL BİRİKTİRDİ?Rahmi Koç, 4 Ağustos 2001’de CNN Türk televizyonunda Taha Akyol’a açıklıyor:“Tayyip Bey’de çok para olduğunu öğrendik. Bu kadar büyük serveti hangi işi yaparak edinmiştir. Milletvekilliğine aday olmadan önce bu servetin kaynağını açıklamalıdır. 1 Milyar Dolar biriktirmişler, nasıl biriktirdilerse?”2001’de 1 Milyar Dolarlık bu servetin, bugünkü miktarı nereye ulaşmıştır?Halk yoksullaşır, açlık sınırının altındaki nüfus olağanüstü artarken, iktidar makamlarına Amerikan paraşütüyle indirilenler, Karun gibi zenginleşmiştir.Tayyip Erdoğan’ın diğer gizli kasaları da bir bir ortaya çıkarılacaktır.Tayyip Erdoğan usulsüz mal beyanından 2002 yılında yargılanmıştı. O mahkeme de, Erdoğan’ın servet artışıyla Remzi Gür arasında ilişkiyi soruşturmuştu. Hakkındaki mahkeme, dokunulmazlığı yüzünden devam edemiyor. Tayyip Erdoğan, trilyonlarca mal varlığının açıklamasını “oğlumdan borç aldım, altınlar oğlumun düğününde takıldı” şeklinde yaparak millet nezdinde alay konusu olmuştu. Bir başbakan yalan söyleyerek adaleti bu şekilde yanıltabilir mi?Eşinin parmağında 60 Bin TL’lik yüzükler, oğluna milyon dolarlık gemicikler, damadına 750 Milyon Dolarlık devlet bankalarından televizyon kredisi…Ey Türk milleti, işte başbakanınız budur!Mazlum milletimizin başında böyle bir başbakan bir saniye dahi duramaz. Derhal istifa etmelidir. Dokunulmazlığı derhal kaldırılmalı ve hakkında yürütülen yolsuzluk mahkemeleri sonuçlandırılmalıdır.Türkiyemizi yönetecek temiz, dürüst, namuslu insanlardan oluşacak bir milli hükümet kurulması elzemdir. Elzemdir çünkü, bu yağmacı hortumcu sisteme son vermeden, vatan savunması yapılamaz.SORUN ERDOĞAN’ASORUN REMZİ GÜR’E…Basına buradan çağrı yapıyorum. İşte ses kaydı. Hepiniz için çoğaltılmıştır. Bugünün en büyük haberidir bu. Sorun Tayyip Erdoğan’a bu para ne parasıdır?Sorun Remzi Gür’e neden yollamıştır, ne kadar yollamıştır, nereye yollamıştır?Tayyip Erdoğan basına büyük baskı yaparak, bu haberleri engelliyor. Ancak Yüce Divan’da bu sorulardan kaçamayacaktır.Türkiye, Tayyip Erdoğanları yargılayabilirse Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet olabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-4837203302953434891?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/4837203302953434891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=4837203302953434891&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/4837203302953434891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/4837203302953434891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2009/11/tayyip-erdogann-gizli-kasas.html' title='Tayyip Erdoğanın Gizli Kasası..'/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-8980879389178181824</id><published>2009-08-22T07:17:00.000-07:00</published><updated>2009-08-24T05:41:20.587-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Arabistan, İran gibi Ülkelerde bikini ile Denize girmek serbestmi? Girilirse ne olur?&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Fransa'da havuza haşemayla girilmesinin yasaklamasının ardından,&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İtalya'nın Verona kentindeki bir belde de aynı uygulamaya gitti.&lt;/em&gt; &lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Varallo Sesia Belediye Başkanı Gianluca Buonanno;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;''Batılı bir kadının Müslüman bir ülkede bikiniyle yüzdüğünü düşünün: Kadın bunun bedelini ölüm, hapis ya da sınırdışı edilme cezasıyla ödeyebilir. Biz bu adeti yasaklamakla yetiniyoruz. Bu kararımızdan rahatsızlık duyanlar, haşemayı evlerindeki küvetlerde kullansınlar''&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/So__lQ8qvDI/AAAAAAAAAlE/5PyeWclclts/s1600-h/fft5_mf232254.jpg"&gt;&lt;em&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372793896145959986" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 326px; CURSOR: hand; HEIGHT: 201px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/So__lQ8qvDI/AAAAAAAAAlE/5PyeWclclts/s400/fft5_mf232254.jpg" border="0" /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;ROMA – İtalya’da, Verona kentinde başlayan haşema tartışması ülke geneline yayıldı. Kuzey Birliği Partisi (KBP), kimi Müslüman kadınların tesettür kuralına uyma gerekçesiyle kullandıkları haşemaya yasak getirmeyi yeğlerken, merkez sol muhalefet ise farklılıklara saygı ve hoşgörü çağrısında bulundu.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Merkez sağ iktidarın koalisyon ortağı KBP yönetimindeki Varallo Sesia beldesinde, havuzlara haşemayla girmesi yasaklandı. Piemonte bölgesinde bulunan beldenin yerel yönetimi, haşema kullanan kadınlara 500 Avro para cezası kesilmesini kararlaştırdı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Varallo Sesia Belediye Başkanı Gianluca Buonanno, bugün haşema yasağına ilişkin yaptığı açıklamada, "Maskeli kadın görüntüsü, hijenik sorunlar bir yana, özellikle küçükler arasında rahatsızlık yaratabilir. Bizim uygarlık anlayışımıza ait olmayan adet ve tavırlar karşısında saygıyla boyun eğmemeliyiz. Herşeyi hoşgörüyle karşılamamız gerekmiyor" dedi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Buonanno, &lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;"Batılı bir kadının Müslüman bir ülkede bikiniyle yüzdüğünü düşünün: Kadın bunun bedelini ölüm, hapis ya da sınırdışı edilme cezasıyla ödeyebilir. Biz bu adeti yasaklamakla yetiniyoruz. Bu kararımızdan rahatsızlık duyanlar, haşemayı evlerindeki küvetlerde kullansınlar"&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; diye konuştu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Ana muhalefet konumundaki Demokrat Parti’nin (DP) Veneto Bölgesi Kadınlar Kolu Başkanı Tiziana Agostini ise Müslüman kadınların örtünmelerinin de bir hak olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Agostini, KBP’nin haşema yasağını eleştirerek, "Kendisini liberal olarak tanımlayan yöneticilere, yürürlükteki yasalara ve örfe aykırı olmaması koşuluyla, açılma kadar örtünme hakkına da korumaları gerektiğini hatırlatmak isterim" dedi. Agostini, "Günümüzün dekolte İtalya’sında bedenini satan kadından çok örtünen kadından utanç duyuluyor. Kadınlar olarak bu konu üzerinde kafa yormamız gerekiyor. Aramızda yaşayan Müslüman kadınlardaki ar duygusunun, bize pek çok şey öğretebileceğine ve yitirilmiş değerlerimizi yeniden keşfetmemizi sağlayabileceğine inanıyorum" diye konuştu. DP Verona Milletvekili Daniela Sbrollini de haşemanın hoşgörü eğitimi için bir araç olarak değerlendirilmesi çağrısında bulundu. Sbrollini, "Havuzda haşemalı bir kadına rastladığımızda, bunu çocuklarımıza kültürel farklılığı açıklamada bir araç olarak kullanabilmeliyiz. Kimi belediye başkanlarının göçmen kadınları kastederek, ’Gidip kendi ülkelerinde yüzsünler’ demelerini esefle karşılıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Havuza haşemayla girdiler diye, değerlerimize ve haklarımıza zarar verildiği iddiası doğru değil" dedi. Bologna kentinde kimi havuzların işletmecisi olan So.Ge.Se. adlı şirket ise kimi Müslümanlar’dan gelen istek üzerine hijyen kurallarına uygun haşema hazırlatmış olduklarını açıkladı. Şirketin halkla ilişkiler sorumlusu Monica Crovetti, "Bizim havuzlarımızda, likradan üretilen bu haşemaların kullanılmasında bir sorun yok. Müslümanlar’dan, havuzların belirli saatlerde yalnızca kadınlara açılmasını isteyen birkaç elektronik posta da aldık. Ama yeterince istek gelmediği için şu an bunu yapabilecek durumda değiliz" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-8980879389178181824?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/8980879389178181824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=8980879389178181824&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/8980879389178181824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/8980879389178181824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2009/08/fransada-havuza-hasemayla-girilmesinin.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/So__lQ8qvDI/AAAAAAAAAlE/5PyeWclclts/s72-c/fft5_mf232254.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-8513877058939203223</id><published>2009-07-24T03:46:00.000-07:00</published><updated>2009-10-28T07:12:59.515-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SuhRAY6MctI/AAAAAAAAAok/KVzIolNUOrc/s1600-h/2Siyaset_kurtacilimi_332527156.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397653220531925714" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 310px; CURSOR: hand; HEIGHT: 220px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SuhRAY6MctI/AAAAAAAAAok/KVzIolNUOrc/s400/2Siyaset_kurtacilimi_332527156.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;em&gt;Kürt açılımı&lt;br /&gt;ve&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yol Haritası.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan'ın yol haritasındaki 10 temel madde belirlendi.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İşte Öcalan'ın yol haritası&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;İmralı'da ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasını çeken Abdullah Öcalan, 15 Ağustos'a kadar 'yol haritası' hazırlayacağını söylerken, "Tarihi günler yaşıyoruz. 1-1.5 ay sonra süreç değişebilir" dedi. Uluslararası siyasal gelişmelerle ilgili 'aklımın almadığı olaylar' ifadesini kullandı.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İŞTE TEMEL MADDELER &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;ANKARA'DA Öcalan'a yakın bir kaynak, bu maddeleri SABAH'a sıraladı: &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SmsiaZWr_HI/AAAAAAAAAjQ/h3KiKk7iiTs/s1600-h/r_gaznlpfannpw30xgh2xd.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362417618192694386" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 189px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SmsiaZWr_HI/AAAAAAAAAjQ/h3KiKk7iiTs/s400/r_gaznlpfannpw30xgh2xd.jpg" border="0" /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*Türkiye vatandaşlığı Anayasa'da yer alsın.&lt;br /&gt;*Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa'da yer alsın.&lt;br /&gt;*Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.&lt;br /&gt;*Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın&lt;br /&gt;*Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK'lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.&lt;br /&gt;*Abdullah Öcalan'a uygulanan tecrit kaldırılsın.&lt;br /&gt;*Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin.&lt;br /&gt;*Çatışma döneminde işlenen faili meçhul cinayetler başta olmak üzere o dönemde meydana gelen olayları araştırmak için Hakikatler Komisyonu kurulsun.&lt;br /&gt;*Koruculuk kaldırılsın.&lt;br /&gt;*Toprak reformu yapılsın.&lt;br /&gt;diye sıralamış elebaşı apo..&lt;br /&gt;Gerçekten böyle bir şey olabilirmi bilemiyorum,fakat şunuda göz ardı etmemek lazım,bizim milletin durumu malum,önüne ne koyarsan onu yer fakirim,şehit vermiş vermemiş farketmez ,insanlarımız kendi çocuklarını bile unutabilecek seviyeye düşmüş durumda..&lt;br /&gt;peki pkk ya genel af çıkarttın, inecek dağdan teröristler,ne yapacaklar, zemin hazırmı, nereye yerleştireceksin o kadar eşkiyayı, şehit ailelerine evlatlıkmı vereceksin barışı sağlamak için,yoksa metropollerde devlet kadrolarınamı yerleştireceksin tekrar dağa çıkmamaları için, önlem alman gerekiyor.&lt;br /&gt;hepsini dtp den milletvekili olarak parlementoya sokmaya kalksan,gelecek seçimlerde sen gidersin tepe taklak.Devlet memuru oldun artık burası dağbaşı değil yigenim ,takım elbise ,kravat falan desen oda olmaz,adam mağara hayatına alışmış,tuvalet ihyiyacını en yakın ağaç altında gideriyor,metropollerimizde,hatıralarımızdan kazınmasın diye dikilmiş birkaç ağacımız var ,çoğu vatandaşımızda sıcaklarda onların altında kestiriyor öğlenleri,herkesin bir ağacı var, gelecek allahın tetöristi, gölgede yatan vatandaşın üstünemi sıçacak,hadi onuda halletttin,terörist takım elbise giyipte,büroda çalışırmı,Gabar dağları nire, Büro nire..&lt;br /&gt;Ben terleyemem buralarda gardaşım,üfür üfür dağları bırak akılsız apo nun aklına uyup in Şehre,&lt;br /&gt;olmaz bu iş, hadi eyvallah gidiyorum ben geldiğim dağlara..&lt;br /&gt;Siz ne dersiniz olurmu bu iş..Bence olmaz..&lt;br /&gt;Aklıma birşey geldi ama dalga geçmeyin benle ciddiyim, Kemal Unakıtan'ın İşyerleri dünyanın en büyük 500 firmaları arasına girmiş , oraya soksanız bu teröristleri diyorum,nasıl fikir ama , sektörde başka yerli firma kalmadıki hepsini sattınız.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Satanda zaten kendisi, bence eniyisi bu.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Sokacak başka yer yok ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.Öztürk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-8513877058939203223?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/8513877058939203223/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=8513877058939203223&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/8513877058939203223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/8513877058939203223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2009/07/yol-haritas.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SuhRAY6MctI/AAAAAAAAAok/KVzIolNUOrc/s72-c/2Siyaset_kurtacilimi_332527156.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-7400676079721878013</id><published>2009-07-23T03:03:00.000-07:00</published><updated>2009-07-25T03:36:37.170-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;em&gt;Oy Yoksa , Yardımda Yok..&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;em&gt;Şavşatlılar Deniz Feneri'ne 'defol' dedi..&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/Smg3YzDe-CI/AAAAAAAAAiY/aYQZ3yvgqN4/s1600-h/savsatlilar_Deniz_Feneri_ne__defol__dedi_20090723_102543.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361596255545784354" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 190px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/Smg3YzDe-CI/AAAAAAAAAiY/aYQZ3yvgqN4/s400/savsatlilar_Deniz_Feneri_ne__defol__dedi_20090723_102543.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Bravo Şavşat'lılara. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Sel mağduru Şavşatlılar, kendilerine yardım etme iddiasıyla ilçeye gelen Deniz Feneri Derneği görevlilerine tepki gösterdi. Aracın üzerine “Yüzyılın soygun hareketi, AKP'yi de al defol” yazısı yazıldı.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;5 kişinin hayatına mal olan sel faciasının ardından Şavşat halkı AKP Hükümeti'ne tepki göstirdi. Sel mağdurları, Şavşat Kaymakamlığı önünde eylem yaptıktan sonra, üzerinde Deniz Feneri Derneği logosu bulunan minibüse tepki gösterdi. Halk üzerlerine yürüyünce görevlileri aracı terk etti, kaymakamlık binasına girdi.&lt;br /&gt;Açıklamalarında kendilerine 'he&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SmmM5xYyrxI/AAAAAAAAAig/REe_aLahoC4/s1600-h/seliden+kalan33.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361971755499040530" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 189px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SmmM5xYyrxI/AAAAAAAAAig/REe_aLahoC4/s400/seliden+kalan33.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;rkes haddini bilmeli' diyen Başbakan'a tepki gösteren Şavşatlılar, Deniz Feneri Derneği'ne ait resmi plakalı aracın üzerine yazılama yaptı. “Yüzyılın iyilik hareketi” yazısı üzerine “Yüzyılın soygun hareketi, AKP'yi de al defol” yazısı yazıldı. Halka engel olmaya çalışan polislerle gençler arasında kısa süreli arbede yaşandı.&lt;br /&gt;Oy için olsaydı gelirlerdi...&lt;br /&gt;Protesto sırasında, selde 77 yaşındaki annesi Lütfiye Acar’ı kaybeden 61 yaşındaki Nebahat Doğan yaptığı konuşmada, yetkililerin kendilerine ilgi göstermediğini söyledi. Başbakan'ın felaketten sonra Şavşat'a gelmediğini hatırlatan Doğan, “Başbakan oy için olsaydı buralara gelirdi. Bizlere geçmiş olsun demedi. Annemi felakette kaybettim. Benim annem 4 devlet memuru yetiştirmiştir ve biz vatana hayırlı vatandaşlarız. Benim annem bir set yüzünden hayatını kaybetti. Artvin ve Şavşat AKP’li olsaydı ne kadar yardım gelirdi? Kız kardeşimin evinde kalıyoruz. Şu ana kadar bir iğne dahi yardım görmedik. Biz Başbakanın buraya gelmesini istiyoruz” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-7400676079721878013?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/7400676079721878013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=7400676079721878013&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/7400676079721878013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/7400676079721878013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2009/07/savsatllar-deniz-fenerine-defol-dedi.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/Smg3YzDe-CI/AAAAAAAAAiY/aYQZ3yvgqN4/s72-c/savsatlilar_Deniz_Feneri_ne__defol__dedi_20090723_102543.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-2677397425422852561</id><published>2009-06-19T05:51:00.001-07:00</published><updated>2009-07-03T05:50:27.597-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Açlar...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Öylesine açlar ki ölesiye...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;em&gt;Toklar açları görmediler &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;em&gt;Öylesine toktular ki &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;em&gt;Kör olasıya...&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Ülkemiz Zengin, Millet&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; Yoksul..&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img class="gl_italic" alt="İtalik" src="http://www.blogger.com/img/blank.gif" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Ülkemizde Açlık ve Yoksullğun Gündemin Birinci Maddesi Olduğunu Gören Duyan varmı? Yok..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Yok siyaset,Yok sanatçıların Aşkları ,Gece hayatları,Boğazdaki gece kulüplerinden görüntüler.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Ama Açlık ve Yoksulluk evlerimizin baş gündemi..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SjvlbjlMu0I/AAAAAAAAAgk/EB-ikq-bwXI/s1600-h/605.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349121244003089218" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 330px; CURSOR: hand; HEIGHT: 251px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SjvlbjlMu0I/AAAAAAAAAgk/EB-ikq-bwXI/s400/605.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;Aç kim, yoksul kim? &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Önce bir tanım üzerinde anlaşmak gerekiyor. Bir raporda aç ve yoksul şöyle tanımlanıyor: “En temel gıda ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlara aç denir.” Yoksulun tanımı ise şöyle: “Temel yaşam standartları için gerekli olan temel ihtiyaçlarını karşılayamayanlara yoksul denir.” En temel gıda ihtiyacı ekmek, temel ihtiyaçlar ise konut, yakacak, yiyecek, giyecek, sağlık, eğitim olarak sıralanıyor raporda. Biz bunları tartışıyoruz, kimileri ise Mercedes’in yeni çıkan modelini. IMFBaşkanı “mucize yaratıyorsunuz” diye övüyor. Açlığımızdan, yoksulluğumuzdan başka bir mucize yok ortada. Türkiye gibi zengin yeraltı ve yer üstü kaynaklarına, işgücüne sahip bir ülkede açlığın ve yoksulluğun bu boyutlarda olması, gerçekten bir mucizedir. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;10 milyon aç!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Çok çeşitli raporlar, istatistikler, ülkemizde 10 milyonun üstünde bir kitlenin açlık sınırında yaşadığını söylüyor. Bunu açlık sınırında değil de, “yoksulluk sınırında” diye ele aldığımızda ise rakam 40 milyonlara fırlıyor. Yine raporlara göre, “30 milyon insan temel ihtiyaçlarının yarısını veya tamamını karşılayamıyor.” 10 milyon aç... Yani, bizim ülkemizde 10 milyon insan, temel ihtiyacı olan ekmeği bile bulamıyor. Durumun vehameti, neden bu sorunun ülkenin “baş gündemi” olması gerektiği yeterince açıktır. İnsanların aç ve açıkta yaşadığı, çöplüklerde ekmek aradığı, ucuz ekmek satan yerlerde saatlerce uzun kuyruklar oluşturduğu, parasızlıktan hastane kapılarında öldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Aslında yaşamıyoruz;evet, hiçbir şeyi doyasıya yiyemiyor, doyasıya göremiyor, doyasıya yaşayamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adaletsizliğin Aynası: İstanbul &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Zenginliğin ve yoksulluğun, en uç noktalarda yaşandığı bir kent durumunda İstanbul. Türkiye gelirinin yarısı 19 ilde paylaşılıyor. Gelir dağılımı adaletsizliğinde ilk sırada bulunan İstanbul’da, en zengin aile yılda 1 milyon 6 bin dolar gelir elde ederken, en fakir aile ise yılda sadece 700 dolar kazanıyor. 1 milyon 6 bin dolar nerede, 700 dolar nerede? Aradaki fark, tam 1437 kat. İstanbul’da en tepede oturan yüzde beşlik azınlık, gelir pastasının yüzde 42’sini yiyor. Yani İstanbul’un 90 bin zengin ailesi İstanbul gelirinin yüzde 42’si olan 8.5 milyar doları elde ediyor. 10 milyonluk kentin gelirinin yarısı, 90 bin aileye. Geride kalanlara ise açlık ve yoksulluk dü-şüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki Türkiye, iki hayat &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Artık böyle net bir ayrım oluşmuştur ülkemizde. Birbirinden ayrı, ve giderek de daha fazla ayrılan iki kesim, iki hayat tarzı, iki hayat seviyesi vardır. Biri asalakların lüks, zenginlik ve pislik kokan hayatı. Diğeri açlığa ve işsizliğe terkedilen milyonlarca insanın sefalet içindeki hayatı. Birinde “bir eli yağda bir eli balda olanlar” yaşıyor; “İçkinin su gibi aktığı, gece eğlencelerinin doğan güneşle sonlandığı” bir yaşam... Parası olana, herşey vardır orada... Bar, kulüp, tatil köyü, beş yıldızlı otel... kokain partileri, viski ve&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SjuSnlXPJdI/AAAAAAAAAgc/Mc5MDIeDSZU/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349030191174723026" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 131px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SjuSnlXPJdI/AAAAAAAAAgc/Mc5MDIeDSZU/s400/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; köpük banyoları moda eğlencelerdir. Deniz onlar içindir, doğa onlar içindir, her şey onlar rahat etsin diye yapılmıştır. “En ileri olanaklarla modernize edilen yat limanında telefon ile uydu kanalından televizyon yayını, su ve elektrik bağlantıları sağlanıyor. Ayrıca sağlık ünitesi, PTT; faks, telefon, internet sistemlerinin yanı sıra, itfaiye, akü, palamar, dalgıç, yıkama servisleri hizmet veriyor.” Bodrum’u anlatıyor bu cümle.. Ama onlara bunlar da yetmez. Kendilerine özel kentler yapıyorlar artık. “Şehirlerin hemen yanıbaşında, ormanlar içinde, kendi özel güvenlik sistemine sahip, MUDO, Vakkoroma, Levis, Aprido, Polo, Grant USA gibi lüks magazaların şubelerinin olduğu... teknolojinin tüm olanak-larının kullanıldığı” siteler. Diğerleri, Hakkari’de çöpten ekmek toplarlar, ışıksız, elektriksiz kondularda otururlar, işsiz ve açlar ordusunu oluştururlar. Evsiz, telefonsuz, yolsuz, eğitimsiz ve yoksuldurlar. Onların kaldıkları yerlerde sürekli sıcak sular akmaz. Onlar, yangınların, sellerin, depremlerin ilk hedefidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksulluğun dolaysız sonuçları; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Fuhuş, intihar... Gazetelerde sık sık şöyle bir başlık tekrarlanıyor: “Fuhuş Patladı”. Ekonomik raporlar “Geçim sıkıntısı aileleri dağıtıyor, kadınları kötü yola düşürüyor.”diye yazıyor. Yine günlük gazetelerde hemen hemen her gün bir kaç cinnet haberi ile karşı karşıya geliyoruz. İntiharlarda 1980’li yılların ortalarından bu yana büyük bir artış var. Ve ne acıdır ki, İntihar edenlerin büyük bir bölümünü 15-24 yaşları arasındaki gençler oluşturmakta. İkinci sırada ise 25-34 yaş grubu geliyor. 1990’lı yıllarda gerçek rakamın ancak dörtte birini dile getiren DİE intihar istatistikleri, 2000’li rakamlardan aşağı düşmüyor. İnsanlarımız içinde bulundukları yaşam şartlarının sonucu bunalıma girerek ya kendilerinin ya da başkalarının hayatlarına kıyıyorlar. Cinnet geçiriyorlar. Ülkemizde açlık, yoksulluk yok diyenler bu tabloya dönüp bakmalıdır. Bu tür olayların çoğaldığı her toplumda, açlık, yoksulluk sorunu had safhadadır. İnsanlar durduk yerde canlarına kıymazlar, cinnet geçirmezler, bedenlerini satmazlar, hırsızlık yapmazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden, tembelliğimiz mi? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Çok mu tembeliz? Kafamız mı çalışmıyor? Eğer yoksulluğun nedenini böyle tarif edersek, bu tarife bu ülkede 40 küsur milyon insan giriyor. Ve hepimiz biliyoruz ki, bu 40 küsur milyonun ezici bir çoğunluğu, yıllardır çalışır, didinir... Hatta bugün artık pek çok evde, iki-üç kişi çalışmakta. Ama o ev yine istatistiklerde, yoksulluk sınırında gösterilmekten çıkamıyor. Çünkü çalışan emeğinin karşılığını alamıyor.&lt;br /&gt;Oysa Türkiye , gerek toprak ve yeraltı zenginlikleri bakımından, gerekse de bugünkü teknolojik imkanlar bakımından, üzerinde yaşayan milyonlarca insanı besleyebilecek kapasitede olması gerekmektedir..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M. Öztürk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-2677397425422852561?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/2677397425422852561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=2677397425422852561&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/2677397425422852561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/2677397425422852561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2009/06/ulkemiz-zengin-millet-yoksul.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SjvlbjlMu0I/AAAAAAAAAgk/EB-ikq-bwXI/s72-c/605.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-4531912198597395061</id><published>2009-06-07T03:02:00.000-07:00</published><updated>2009-07-14T22:23:14.090-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;Türkiye İslam Devriminin Arifesindemi ?&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İran'da yayımlanan Cumhuri İslami gazetesi "&lt;span style="color:#330000;"&gt;Türkiye'nin İslam devrimini&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SiuRu_wlKkI/AAAAAAAAAd0/7mP5vOIyKPA/s1600-h/seriat_462057048.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 279px; FLOAT: right; HEIGHT: 184px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5344525619380431426" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SiuRu_wlKkI/AAAAAAAAAd0/7mP5vOIyKPA/s400/seriat_462057048.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;n arifesinde olduğunu&lt;/span&gt;" öne sürdü.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İran'da yayımlanan Cumhuri İslami gazetesi "Türkiye'nin İslam devriminin arifesinde olduğunu" öne sürdü. Gazetenin, Anayasa Mahkemesi'nin AKP'nin kapatılmasına ilişkin davayı kabul etmesiyle ilgili 2 Nisan'da yayımlanan başyazısında, Türkiye'deki laik kesimin türban yasağının kaldırılmasını laikliğe karşı mücadele olarak değerlendirdiği, bu girişimin anayasanın ilkelerine aykırı olduğu için AKP'nin kapatılarak yöneticilerinin yargılanmasını savunduğu belirtildi. Perde arkasında İslamcıların Türkiye yönetiminden silinmesinin ve ülkenin laiklerin etkisi altında kalmasının planlandığının belli olduğu kaydedilen yazıda şu ifadeler yer aldı: "Türkiye ve AKP'yi aşan birtakım gizli ellerin perde arkasından faal olduğu söylenebilir. Bu, son yıllarda İslam ülkelerinde ABD tarafından uygulanan kapsamlı bir plandır... ABD'li yöneticilerin hedefi, Müslüman ülkelerde İslam devriminin yayılmasına engel olup bu ülkeleri sulta altında tutmaktır."&lt;br /&gt;"Hiçbir gücün İslam topraklarında kök salan İslam devriminin İslam dünyasının çeşitli yerlerinde filizlenmesine engel olamayacağı" öne sürülen haberde, "birçok İslam ülkesinde İslam devriminin yayılmasına tanık oluyoruz" denildi. "Türk halkının İslamı istediğini" de ileri süren muhafazakâr görüşlü gazetenin başyazısındaki şu ifadeler dikkat çekti: "Şimdi ise Türkiye'deki şartlar öyle ki, İslamcıları bir kenara itme ve laikleri iktidara geri getirmeye ilişkin her türlü girişim, Türk halkının devrimsel öfke rüzgârına sebep olacak ve bu rüzgâr laiklik ve laikliği destekleyenlerin kökünü kurutacak. Anayasa Mahkemesi laikliği savunma bahanesiyle halkın karşısında durursa yaşanan gerginlik bir devrime dönüşecek. Sonsuza kadar laikliğin varlığına son verecek bir devrim."&lt;br /&gt;"Gelişmelerin perde arkasında İslamcılar `ın Türkiye yönetiminden silinmesi ve bu ülkenin laiklerin etkisi altında kalmasının planlandığı bellidir. Bu gerçekten yola çıkarak Türkiye ve AKP `yi aşan bir takım gizli ellerin perde arkasından faal olduğu söylenebilir. Nitekim bu, son yıllarda İslam ülkelerinde ABD tarafından uygulanan kapsamlı bir plandır. Bu alanda ilk örneğe Cezayir de tanık olduk. İslami kesimin meclis seçimlerini kazanması ardından ABD harekete geçip kendi piyonlarını destekleyerek İslami kesim liderlerini tutuklayıp seçimleri iptal etmek suretiyle Cezayir hükümetini istedikleri şekilde yönlendirdi. İkinci örnek ise Filistin `de yasal hükümet olan HAMAS a baskı yaparak Siyonistlere alet olacak başka bir hükümeti başa getirilerek yaşandı. ABD `li yöneticilerin asıl hedefi; Müslüman ülkelerde İslam inkılabının yayılmasına engel olup bu ülkeleri sulta altında tutmaktır."İran gazetesi, hiçbir gücün İslam topraklarında kök salan İslam inkılabının İslam dünyasının çeşitli yerlerinde filizlenmesine engel olamayacağını savunurken, "Birçok İslam ülkesinde İslam inkılabının yayılmasına tanık oluyoruz. Bu ise geleceğin İslama ait olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Türkiye hususunda AKP ye karşı dava açılmasını tasarlayanların tarihi bir hataya düştükleri düşünülüyor. Zira Türkiye halkı Müslüman olduğu için hiçbir güç halkın inançlarına engel olamayacak. Ve ABD `nin tasarladığı planların İran , Lübnan , Filistin , Irak ve diğer ülkelerde başarısız kalması bu ülke ile diğer sultacılara ders olmalıdır. Özellikle de Türkiye halkı geçen seçimlerde oy çoğunluğuyla muhaliflere karşı başarı sağladıklarını göstermiş bulunuyor. Türkiye `nin bulunduğu şimdiki durumda İslami kesimin kenara itilip laiklerin yönetime getirilmesi laiklik ve laiklik taraftarlarını silip süpürecek fırtınaların kopmasına neden olabilir. Hiç şüphesiz Anayasa Mahkemesi laikliği korumak adına halkın karşısına geçecek olursa mevcut kriz laikliğin sonunu getirecek bir inkılaba dönüşebilecek."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-4531912198597395061?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/4531912198597395061/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=4531912198597395061&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/4531912198597395061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/4531912198597395061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2009/06/turkiye-islam-devriminin-arifesindemi.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SiuRu_wlKkI/AAAAAAAAAd0/7mP5vOIyKPA/s72-c/seriat_462057048.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-6856858700930546314</id><published>2009-06-01T02:00:00.000-07:00</published><updated>2009-06-01T13:27:25.775-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SiOfwGf-KPI/AAAAAAAAAdk/23f6d2LHfW0/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342289231718787314" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 139px; CURSOR: hand; HEIGHT: 95px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SiOfwGf-KPI/AAAAAAAAAdk/23f6d2LHfW0/s400/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;Eşkiya&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;Dünyaya Hükümdar Olmaz !&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt; Olmaz Demeyin Bu ülkede herşey Olur&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#330000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Özel belgede sahtecilik&lt;/span&gt;" suçundan 2 yıl 4 ay hapse mahkûm olan ve Eski RP Dışişleri Bakanı,&lt;br /&gt;Şimdiki Cumhurbaşkanı Tarafından affedilen,&lt;br /&gt;Eski Başbakan Necmettin Erbakan, İnönü Stadyumu'ndaki fetih kutlamalarına katıldı. Mikrofonu eline alan Erbakan coştukça coştu, 'Cihat' diye bağırdı, 'Vakit geldi' dedi.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;AKP'li milletvekillerinin, kapatılan RP'nin son genel başkanı Necmettin Erbakan'ın "Kayıp Trilyon Davası"ndan aldığı 2 yıl 4 aylık hapis cezasını, "zararı ödeme" önkoşulu kaldırılarak evde çekmesini öngören yasa teklifi, 1 Şubat'ta TBMM Adalet Komisyonu'nda görüşülecek. CHP, hükümetin özel af peşinde olduğunu savunarak düzenlemeye muhalefet edecek.AKP Grup Başkan Vekili Sadullah Ergin ve arkadaşlarının imzasını taşıyan teklif, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un özel infaz usullerini düzenleyen 110. maddesinin, 75 yaşını bitirmiş olanlar için sağlık raporu ve zararı tazmin şartını içeren 3. fıkrasını yürürlükten kaldırıyor. Teklifin gerekçesinde, "İleri yaştaki hükümlülerin toplumsal ortama girmeden, örneğin oturduğu yerde infazının sağlanması, infaz kurumlarındaki mekân sorunu bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu özel infaz rejiminin, gerek kişilere, gerek kamuoyuna karşı doğmuş olan tazminat sorumluluğu üzerinde de herhangi bir etkisi bulunmamaktadır" ifadelerine yer verildi. Bekletmeden 'Kurul'aTeklifin, 1 Şubat'ta Adalet Komisyonu'nda görüşüleceği ve bekletilmeden Genel Kurul gündemine alınabileceği, CHP'nin düzenlemeye karşı çıkacağı bildirildi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Parti Meclisi toplantısında, kişiye özel affın yanlış olduğunu belirterek, "Hükümetin 11 trilyon lirayı bulan zararı affetme lüksü bulunmamaktadır. Bu borcun ödenmesi gerekiyor" demişti.AKP isterse geçerCHP muhalefet etse bile, AKP sahip olduğu çoğunluk sayesinde düzenlemeyi hem Adalet Komisyonu'ndan, hem de Genel Kurul'dan zorlanmadan geçirebiliyor. 24 kişilik Adalet Komisyonu'nda da AKP'nin 16 üyesi bulunuyor. AKP, Genel Kurul'da 357 milletvekilinin oyuyla düzenlemeyi rahatlıkla yasalaştırma gücüne sahip.10 SORU 10 CEVAPRP'nin gider defteri 5 yıldır kayıp!GÖKÇER TAHİNCİOĞLU Ankara"Kayıp trilyon davası" nedir?- Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla kapatılan Refah Partisi'nin (RP) yöneticilerinin, 1997'de partiye yapılan Hazine yardımını devlete iade etmeleri gerekiyordu. Ancak paranın örgütlere gönderilerek harcandığını öne süren parti yöneticileri, iade işlemi yapmadı. Yapılan incelemelerde, Hazine'ye iade edilmesi gereken yaklaşık 1 milyon YTL'nin "sahte belgelerle harcanmış gibi gösterildiği" anlaşıldı.Skandal nasıl ortaya çıkarıldı?- Skandal, Maliye müfettişlerinin RP'nin hesaplarını incelerken, örgütlere para aktarımı yapıldığına ilişkin makbuzların sahte olduğunu saptamasıyla açığa çıktı. Yargıtay Başsavcılığı'nın suç duyurusu üzerine Ankara Başsavcılığı dava açtı. Gül'e dokunulamadıCeza davası nasıl sonuçlandı?- Necmettin Erbakan'ı, "özel belgede sahtecilik" suçundan 2 yıl 4 ay hapse mahkûm eden Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, partiden 68 kişiyi de 1 yıl ile 1 yıl 2'şer ay arasında değişen sürelerde hapisle cezalandırdı. Yargıtay kararı onadı. Eski RP Genel Başkan yardımcıları Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında ise, dokunulmazlıklarının bugüne kadar kalkmamış olması nedeniyle henüz ceza davası açılamadı. Erbakan'ın siyasi yaşamı bitti mi?- Anayasa'nın 76. maddesi ve Milletvekili Seçimi Kanunu'na göre "yüz kızartıcı" bir suçtan mahkûm olduğu için Erbakan'ın siyasi yaşamı bitti.Aynı nedenle başka bir dava açıldı mı?- Maliye ve Hazine, yasal faiziyle 11 milyon YTL'yi (11 trilyon lira) bulan devlet zararının parti yöneticilerinden alınması için aralarında Erbakan, Gül, Aksu gibi isimlerin de bulunduğu 88 kişi hakkında alacak davası açtı.Alacak davası bitmediBu dava neden hâlâ sonuçlandırılamadı?- Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin, hangi parti yöneticisinin devlet zararının ne kadarından sorumlu olduğunu saptayabilmek için gerek duyduğu RP'nin "gider defteri" 5 yıldır bulunamadığından, alacak davası bitirilemedi.Erbakan'ın hapis cezası infaz edildi mi?- Hayır. Erbakan, kararın kesinleştiği 2003'ten bu yana 4 kez sağlık raporu alarak cezasının infazını erteletti. "Özel af" diye nitelenen son yasa teklifi nasıl gündeme geldi?- Cezasının infazını 5. kez erteletmek isteyen Erbakan, Ankara Başsavcılığı'ndan ret yanıtı alınca Edremit Başsavcılığı'na başvurdu. Bu arada yeni Ceza İnfaz Kanunu'na (CİK) göre, cezası ertelense bile Erbakan'ın erteleme süresi bitiminde yeni bir talepte bulunamayacağı anlaşıldı. Yeni CİK'da 75 yaşını geçen ve 3 yıldan fazla hapis cezası alanların, "neden oldukları devlet zararını karşılamaları halinde" cezalarını konutlarında çekebilecekleri hükmü yer alıyor. Ancak alacak davası sonuçlanmadığı için, Erbakan istese de bu zararı ödeyemiyor. Dava da RP'nin kaybedilen defteri nedeniyle bitmiyor. Erbakan bu nedenle cezaevi kapısının eşiğine gelince TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın girişimiyle yasa değişikliği teklifi hazırlandı.Cezayı konutta çekecek Teklif Erbakan'ı kurtaracak mı?- Evet. Teklifte, "75 yaşını bitirmiş kişilerin, mahkûm oldukları 3 yıldan az hapis cezalarının -mahkûmiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukuki sorumlulukları saklı kalmak üzere- konutunda çektirilmesine karar verilebilir" ifadesi yer alıyor. Buna göre Erbakan, davadan doğan zararı hemen ödeyemese de düzenlemeden yararlanabilecek. Ödeme, alacak davası sonuçlandıktan sonra yapılacak. Erbakan gibi, dokunulmazlığı 2002'de kalktığından yargılaması devam eden SP Genel Başkan Vekili Recai Kutan da hapse mahkûm edilirse uygulamadan yararlanabilecek. Teklife göre 70 yaşını bitirmiş ve 1 yıldan az ceza alanlarla, 65 yaşını bitirmiş 6 aydan az ceza alanlar da cezalarını konutlarında çekebilecekler.Evde hapis uygulaması nasıl yapılacak?- Erbakan, zorunlu sağlık sorunları dışında, savcılığın izni olmaksızın evden dışarı çıkamayacak. Siyasi yasağına rağmen SP mitinglerine katılan Erbakan hem alanlarda, hem de cuma namazlarında görülemeyecek,&lt;br /&gt;diye birtakım uyduruk hikayelerle adamı kurtardılar, fakat bilindiği gibi kendileri hakkında hala dava bitmiş değil,günü gelince cezalarını çekecekler ,onlarıda birileri affeder hehalde..&lt;br /&gt;Neyse Şimdi bu adam kıllandı ya, yürümekte güçlük çekerek bakın neler yumurtluyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Cihat vakti geldi..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ESKİ Başbakan Necmettin Erbakan, İnönü Stadyumu'ndaki fetih kutlamalarına katıldı. Mikrofonu eline alan Erbakan coştukça coştu, 'Cihat' diye bağırdı, 'Vakit geldi' dedi. İstanbul'un fethinin 556. yıldönümünde İnönü Stadyumu'nda Erbakan'ın da katıldığı kutlamalar yapıldı. Stadyumu tamamen dolduran ve harem selamlık oturan kalabalık, Necmettin Erbakan'ı 'Mücahit Erbakan' sloganlarıyla karşıladı. Stadyuma Fatih Sultan Mehmet'in ve Erbakan'ın dev posterleri asılırken, Erbakan'ı selamlamak için stadyumun zemininde toplanan kalabalık arasında izdiham yaşandı. AYASOFYA CAMİ OLMALI Ayasofya'nın Sultan Fatih'in malı olduğunu söyleyen Erbakan, 'Bu malını kanunla cami olarak vakfetmiştir. Bugün Ayasofya'nın cami olarak kullanılmaması kanuna aykırıdır' diye konuştu. Necip Fazıl'dan alıntı yapan Erbakan, 'Ne zaman ki bu stadyumlar futbol için değil, hakkı haklı kılmak için mücahitler tarafından doldurulur, işte o zaman kurtuluş vakti gelmiştir' dedi; konuşmasını toplu yeminle bitirdi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Türkiyede İnsanların kutuplaşmasını başlatan ve bugünkü bulunduğumuz ortamın yaratıcısı olan kendini idare edemeyecek durumdaki bu şahsın hala bukadar pisliğe rağmen utanmadan ,ki bunlar utanma kelimesinin ne anlama geldiğini bilmezler,halkın karşısında konuşabildiğine şaşıyorum, neyapalım konuşana değil, yüzde sekseni geri kafalı olan,konuşturanlara bakmak lazım ama dediğimiz gibi..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ.. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-6856858700930546314?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/6856858700930546314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=6856858700930546314&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/6856858700930546314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/6856858700930546314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2009/06/eskiya-dunyaya-hukumdar-olmaz.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/SiOfwGf-KPI/AAAAAAAAAdk/23f6d2LHfW0/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1191066936169760566.post-2675165228963426781</id><published>2009-05-24T03:03:00.000-07:00</published><updated>2009-05-25T06:26:11.174-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#993300;"&gt;TÜRKAN SAYLAN VE LAİKLER DE ÖLÜR…&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/ShkkVVvxOkI/AAAAAAAAAdc/eAq4UaC6Uek/s1600-h/zBK970907IT557_250.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339338782257789506" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 276px; CURSOR: hand; HEIGHT: 224px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/ShkkVVvxOkI/AAAAAAAAAdc/eAq4UaC6Uek/s400/zBK970907IT557_250.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Türkan Saylan'ın Türkiye Çapında bu kadar tanındığını bilmiyordum,ne yaptıda &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;bukadar tanıttı kendini desek, yaptıkları ortada,hepsi tasdikli kendisini Bütün Dünya tanıyor, nasıl ? Olumlu..Yabancı basındada açın bakın,aldığı çeşitli dallardaki ödüller anlatılıyor.Buraya kadar hepsi güzel görünüyor,fakat öyle değil.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Türkiyede farklı tanındığını ve maalesef nekadar seveni varsa bir okadarda düşmanı olduğunu aşağı yukarı hepimiz gördük,fakat öyle zihniyetler varki bunlar bu çağda yaşamayan, hiçbir inanç şekline bağlı olmayan zihniyetler.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Nediyor adam İrticalaşma faaliyetleri gösteren sözde sivil toplum kuruluşuymuş&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği..&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kim söylüyor bunu vakit gazetesi köşe yazarı Cevdet Kara..&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKAN SAYLAN VE LAİKLER DE ÖLÜR…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof.Dr.Türkan Saylan geçen gün ebedi yolculuğa bilet aldı…Çok çetin olacak bu yolculukta neyle karşılaşacağını bilemiyoruz…Hadis-i şerif’te bu yolculuğun mahiyeti ifade edillmiş…Ya Cennet bahçelerinden bir bahçe…Ya da Cehennem çukurlarından bir çukur…Yolculuğun sonu ise korku ve ümit dolu…Ya Cehennem’in dayanılmaz dehşeti…Ya da Cennet’in inanılmaz güzelliği…Bu yol ve akibet hepimiz için geçerli…Türkan Saylan’ın nasıl bir yolculuk yapacağı ve nereye gideceğini Allah bilir…Bir çok görevi olmasına rağmen Türkiye onu çağdaş(!) kızlar yetiştirmedeki çabasıyla tanıdı…Özellikle fakir ve de Güneydoğulu kızlara…Bir de çağdaşlaştırabileceği kızlara adadı kendisini…Yazılanlar doğruysa 20 yılda 29.000 kız…Bu kızlara iyilik mi yapıldı kötülük mü…Şimdi diyeceksiniz ki kötülük bunun neresinde…İyi niyetle bakılınca kötülük olduğunu düşünemiyor insan…Ama gel gör ki genç kızları çağdaşlaştırma(!) projesinin en büyük hedefi başörtülü dindar kızlar…Zaten bunu da açık açık itiraf etmişler tuttukları fişlemelerde…Diyarbakırlı…Kürt kökenli…faydalanılabilir…yardım edilsin…Başörtülü…şeriatçı…kazanılamaz…yardım yok…Böylesine bölücü bir mantıkla aslında çağdaşlaşma değil irticalaşma faaliyetlerinin odağı haline gelmiş bir uzaktan kumandalı sözde sivil toplum kuruluşunun başkanlığını yürütüyordu Türkan Saylan…Birileri onu melek olarak lanse etse de…Ne olduğu az çok belliydi…Herkes inandığı değerler için mücadele etme hakkına sahiptir ve de olmalıdır…Türkan Saylan da inandığı değerler için mücadele etti…Hem de son nefesine kadar…Bitmiş tükenmiş ömrüne rağmen o televizyondan bu televizyona koşturdu…Bütün ömrünü dinle dindarlarla başörtülülerle mücadeleye adadı…Bunu anlayabiliyoruz…O kendisine biçilen elbiseyi giyiyor ve verilen görevi yerine getiriyordu…Burda bir tuhaflık yoktu…Tuhaf olan gördüğü kemoterapi nedeniyle dökülen saçlarını yine bir başörtüyle örtmesiydi…Hadi diyelim ki bunu mecburiyetten kullanıyordu karşı olmasına rağmen…Ama tuhafın da tuhafı olan…Öldükten sonra inandığı değerler yerine karşı olduğu ve mücadele ettiği değerlerin ritüelleriyle son yolculuğuna uğurlanması…Ben olsaydım…Camiyi tercih etmezdim…Bir kilisede veya havrada cenaze töreni yapılmasını isterdim…Sonra Müslüman mezarlığına defnedilmeyi istemezdim…Küllerimin yakılıp Marmara’nın güzel sularına bırakılmasını isterdim…Hiçbir İslami ritüeli kullanmak istemezdim…Fazıl Say eşliğinde çağdaş bir müzik orkestrasının ressitalini isterdim…Fatiha’larla Yasin’lerle uğurlanmak istemezdim…10.yıl marşıyla uğurlanmak isterdim… Ama olmadı…Bu güne kadar bu şekilde mücadele edip ölen bütün laik mücahid(!) ve mücahideler(!) gibi küfrettikleri ve hakaret ettikleri dinin kurallarıyla defnedildiler…Şunu anladım ki…Bir insan islam fıtratı üzere doğar…Laik olarak büyür veya büyütülür…Kurduğu ÇYDD ile genç kızları çağdaş hale getirir…Dine dindarlara küfür ve hakaret ederek son nefesini verir…Ve yeşil örtü altında büyük bir istismar ile cenaze namazı kılınarak son yolculuğuna uğurlanır… Ne diyelim…Laiklerin ölümü de böylesine muhteşem olurmuş…&lt;br /&gt;Buyrun okudunuz ,irtica hareketi falan diyor,nedir İrtica?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrtica veya gericilik (Arapça: رجع, raca'a kökünden, Fransızca: Fondamentalisme), genellikle dini esaslı asli kaidelere geri dönme talebiyle kendini belli eden ve bu kaidelere katı bir biçimde bağlı olan diğer görüşlere karşı toleranssız ve laikliğe (sekülarizm) karşıt, dini hareket veya bakış&lt;br /&gt;açısı..&lt;br /&gt;Böyle bir zihniyetin gazete adı altında bir köşede yorum yapabilmesi ülkemizin bulunduğu çağın nerede olduğunun açıkça göstergesidir.Birde bunlar çocuk yapıp bu toplumun içine salıyorlar ,düşünebiliyormusunuz ne durumda olduğumuzu.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Ölülerin Arkasından alay eden, sözde şeriat şakşakçılarıda,biletsiz gidecek değil herhalde, sırası gelince bütün pislikleriyle beraber ONLARDA GEBERİP GİDECEK... nereye gidecekleride kitabımızda açık açık yazıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;M.Öztürk&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1191066936169760566-2675165228963426781?l=oeztuerkmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/feeds/2675165228963426781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1191066936169760566&amp;postID=2675165228963426781&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/2675165228963426781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1191066936169760566/posts/default/2675165228963426781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oeztuerkmustafa.blogspot.com/2009/05/turkan-saylan-ve-laikler-de-olur.html' title=''/><author><name>Mustafa Öztürk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05541458441294380021</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/THJMa68pKcI/AAAAAAAAAyU/1LSO4PFcdbk/S220/41m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_coy6sgE6gxI/ShkkVVvxOkI/AAAAAAAAAdc/eAq4UaC6Uek/s72-c/zBK970907IT557_250.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
